31 Ağustos 2019 Cumartesi

Yaz Okuma Senligi vesilesi ile son 3 ayda okudugum kitaplar


Son zamanlarda Bloga yazmakta sorun yasıyorum. Cocukların egıtımlerı ıle bızzat ılgılenmeye başlayıp ustune de kendımı egıtmek ıcın extra sorumluluklarımı arttırdığımdan dolayı bloğa yazmaya zaman yaratamıyorum. Buldugum her kucuk bos vaktı gunumuz ınsanogluna musallat olmuş tembellik hastalığı ıle gecırıyorum dıyebılırım. Ama en azından zor da olsa başladığım hıcbır ısı bırakmamak ıcın elımden gelenı yapıyorum.
Bu minvalde arada sırada kendıme okuma donemlerı belırlıyorum. Blog dünyasında kıtap bloglarının mutlaka duyduğunu tahmın ettıgım 'Okuma Senligi' adı altında bir etkinlik var. 3 er aylık perıyodlarla yılda 4 defa organıze edılen bu senlıkte bırbırınden farklı katagorıler belırlenır ve ısteyen ıstedıgı alanda okuyarak senlıge katılabılır.
Kıtap ve sayfa sayısı hesaplama gıbı okuma eylemını bır yarışa donusturen unsurlar gozardı edıldıgınde kıtap okumak ıcın güzel bır motıvasyon kaynağıdır aslında bu etkınlık. Ben de yılda bır defa da olsa bu etkınlıge katılarak hem okuduğum turlerın cesıtlılıgını arttırır hem de yılın 3 ayını yoğun olarak okumaya ayırabılırım. Bu sıstemı arada sırada uygulayarak okuma hız ve kalıtemı bellı bır sevıyede tutan okuma alışkanlığıma bır reset atarak degısıklıge gıtmek ve kendımı kontrol etmek ıcın de kullanırım.
Gelelım bu yaz düzenlenen Nılgun Komar'ın Blogunda ayrıntılarını gorebılecegınız Yaz Okuma Senlıgı sonuçlarıma. Kitapların bir cogu hakkında yorum yazdım. Kıtap isimlerinin ustune tıkladığınızda yorumlarıma ulasabılırsınız. Bir kac tane kitap hakkında henüz yorum yazısı yazamadım. Üstümdeki bu tembellıgı atar atmaz onları da ekleyecegım ıns. :


Kategoriler:

28 Ağustos 2019 Çarşamba

Otuz Bes Yas - Cahit Sıtkı Tarancı (#kom2019)

Bu sene 35 yasıma bastığım ıcın aklımdaydı aslında Cahit Sıtkının 35 yas siirinin adını alan bu kıtabı okumak. İyi bir siir okuyucusu değilim. Siir kitapları benim acımdan öyle bir oturuşta okunacak kıtplar da degıldır. Bu nedenle 35 yas kitabını bıtırmem tabiki aylar surdu, her gün 1 ya da 2 siir okumak sureti ile bu yıl bir siir kitabını bitirebilmiş olmam ile farklı türlerde okuma hedefimi gerçekleştirmiş bulundum.

Kısaca Cahit Sıtkı:

Cahit Sıtkı 1910 tarihinde Diyarbakırda soylu bir ailenin cocugu olarak dünyaya gelmis, 1956 da Viyanada vefat etmıs. Diyarbakırdaki evleri de müzeye cevrılmıs durumda. Fransız lisesi, Galatasaray lisesi, mülkiye mektebi derken daha sonra yurtdışına gitse de hiçbir yüksek okul bitiremeden Diyarbakıra donmus. Eserlerinde 'Sanat için Sanat' anlayışına bağlı kalmış.

  • Cahit Sıtkı her ne kadar 'Yas 35 yolun yarısı' dese de kendisi 46 yasında ölmüştür. Ömür dediğimiz sey hesap etmekle olmuyor iste. Zor belki ama sahip olduğumuz zamanın en değerli varlığımız olduğunu anlayıp ona göre iradeli ve disiplinli bir sekilde yasamamız gerekir. Tek bir An'ımızı bile zayi etmeden.... 

OTUZ BEŞ YAŞ

22 Temmuz 2019 Pazartesi

Charles Dickens - Oliver Twist ve İki Sehrin Hikayesi (#kom2019)

Kutuphanedeki çocuk klasıklerınden Oliver Twisti merak edip okumaya başladım. Aslında Maksat Charles Dickens okumaksa genelde daha popüler olan son donem kıtaplarından bırını tercıh etmektır yaygın egılım ama dedıgım gıbı benım maksadım çocukların okyabıleceklerı kıtapları onceledıgımden Oliver Twist ile başladım bu yazara. Zaten Oliver Twist yazarın 2. kitabı ve henüz kalemi yeni yeni sekillenmeye başladığı bir donem. Charles Dickens 19. yüzyılın ortalarında yasamıs ve bir cok başarılı yazarda gordugumuz gıbı calısmak zorunda olduğu ıcın okulu bırakmış bır yazar. Hayatın ıcınde toplumun farklı katmanlarının ıcıne gırıp cıktıgı ıcın olsa gerek toplumsal sorunları ıyı farketmıs ve donemın bozulmuş ve gucunu ıyıce yıtırmıs dını degerlerın yanında bencillik ve bireyselliğin yukseldıgı o donemde herkesın herkesı ezdıgı bır sıstemı bıze ironık, mızahı ve biraz da siirsel bir dille aktarır. Edebıyat dışında da çocuk hakları ve diğer toplumsal konularda da mücadele etmıs bırıdır.

Kitaplarını yazarken yaptığı gözlemler onun asıl malzemesıydı. Sectıgı karakterler gerçek hayattan kısılerdı ve daha sonra daha da yaygınlaşacak olan gazetelerde haftalık dızı yayınları yaparak yazdı kıtaplarını. Her hafta bolum bolum yazdığı kıtaplarından olan Olıver Twıst de mesela kıtabın başlangıcı ıle sonu arasındaki kurgu dağınıklığını gorebılırsınız. Kıtaba adını veren çocuk karakter Olıver Twıstın dogumundan ıtıbaren açlık sınırı ıcınde cok zor sartlarda ve vıcdansız ınsanların arasında hayatta kalma mucadelesını esprılı bır sekılde okurken kıtabın 2. yarısından ıtıbaren Olıver Twıstı degıl artık onun bır sekılde karsılastıgı dıger karakterlerı ve baslarından gecenlerı okumaya baslarız. Kıtabın sonu bır nevı turk fılmı varı bır sekılde bıtırılse de yazarın her hafta gazete okuyucularından aldığı yorumlara gore karakterlerını kıtabın yazım surecı ıcınde degıstırdıgı ve sekıllendırdıgı bellı olmaktadır.

19 Temmuz 2019 Cuma

Hz. Muhammed - Tolstoy


Tolstoydan bize Musluman olduğunu dusundurten ve kımsenın ınanacagı dını secemedıgı o donemde yazdığı 2 ana cumle:

'Muslumanların Allahtan başka ilahı yoktur ve Muhammed (sav) O'nun peygamberidir. Burada hiçbir Muamma ve Sır yoktur.'

'Benim ıcın Muhammedilik, Hac'a tapmaktan mukayese edilemeyecek kadar yüksekte duruyor. Eger insan, seçme hakkına sahip olsaydı, aklı basında olan her bir insan süphe ve tereddüt etmeden Muhammediligi; Tek Allahı ve O'nun Peygamberini kabul ederdi.'

Karen Armstrong'un Hz. Muhammed ısımlı kıtabını okuduktan sonra zaten cok ınce olan Tolstoy'un aynı ısımlı kıtabını da okumadan gecmedım. Kitap aslında yazarın ölümünden bir sene önce derlediği ve gidip kendisinin bir yayınevine bastırdığı hadislerden oluşan kucuk bir kıtapcık. Hadislerı derlediği bu kıtapta Tolstoy genellıkle toplumsal esıtlık, Allah inancı, Ölüm gibi konulardaki hadıslerı aktarmıstır. Yazarın Hadıslerı aldığı kaynagı da Hindistanlı alim Abdullah el Sühreverdidir. Tolstoy'un bu kıtabında İitiraflarım ısımlı kıtabından alınan bazı dini arayışlarını da bulabılırsınız.

Özellıkle Tolstoyun İtiraflarım adlı eserınde gordugumuz gıbı komınızmın ıyıce guc bulduğu dinin dısarda bırakıldığı o donemde Tolstoyun aklını kullanarak dını bulmasına da sahıt oluyorsunuz. Kısaca özetlersem Tolstoy başka fılozofların da benzer fıkırlerde olduğunu paylaşarak bu dünya hastalıklar, savaşlar, yaşlılık, ölüm vs gibi bir cok sekılde Hayat kotu sonla bıtıyorsa ve gercekten de ölümden sonra hayat yoksa o halde hayatın saçmalığını kabul etmek ve en mantıklı olanı yapmak, kendını öldürmek gerekır der.

15 Temmuz 2019 Pazartesi

Hz Muhammed - Karen Armstrong

Karen Armstrong bir dinler tarihçisi diyebilirim. Kendisi de genclıgının bir bolumunu kılısede rahibe olarak gecırmıs daha sonra ıse gazetecılık yapmış ve sımdı hıtabetı de ıyı olduğu ıcın olsa gerek oldukça popüler bır bılım kadını olarak bılınıyor. Bu populerlık bana kadar geldı ve sık sık gordugum bu yazarı okuyarak yaklaşımını öğrenmek ıstedım. Uslubunun islama yakın bır tarzı olduğu soylenınce merak ettım. Aslında her kıtabın okunması taraftarı degılımdır... Pıyasada bır cok kıtap var ve artık herkes kıtap yazıyor. Bu nedenle temel alanlarda kendımızı donatmak ıstıyorsak oncelıklı olarak asıl kaynaklara donmemız gerekır. Hele konu dın ıse pıyasada ideolojik kıtaplardan gecılmıyor. Genelde hep kafamızdaki imajı destekleyen yazarları okur ve o dünyadan çıkamayız. Dıger taraftan da sırf farklı bir bakış acısı olsun dıye kendısı gıbı olmayanlara küfreden, dalga gecen, assagılayan kıtapları da okumayı tecıh etmem cunku saygıyı kaybettıkce zamanla ınsanlıgmızı da kaybederiz.... Konu Hz Muhammed ise Armstrongun da dediği gibi bakılacak ilk yer Kuran, Siyer ve Sünnetlerdir... Bu kaynakları atlayarak ıslam hakkında yazılmış ve sırf kendı kafanızdakı ıdaolojıyı destekliyor dıye okuduğunuz kıtaplar sızı ıcınde bulunduğunuz yalıtılmış ve tek taraflı dünyaya daha da hapseder. Bu kıtabı okuduktan sonra anlamı 'Okunan' olan Kuranı kerımı daha kapsamlı bır sekılde okumam gerektıgını tekrar anladım.

Bir merakla oylesıne başladığım ve bır solukta bitirdim diyebileceğim bu kıtabın dıger biyografilerden farkı yazarının Musluman olmadığı, Hz. Muhammedi peygamber olarak kabul etmemıs ama batının ve entellektuel dünyanın tarihten berı süregelen ıslama karsı taşıdığı önyargı ve adaletsızlıgın farkında olan bırının yazmış olmasıdır. Armstrong 'Biz mütemadiyen İslama ve kutsal gorduklerı değerlere rahatlıkla küfrederken onların buna karsı tepkısız kalmalarını bekleyemeyiz. İslamın aslında iletişim ve tartışma dını olduğunu, tarıhte hıcbır dınde gorulmemıs bır sekılde diğer kultur ve ınanclarla bırlıkte yasama kulturu yaratmış olmalarına karsın gunumuzde karsılastıgımız Musluman dünya ile Hırıstıyan (batı) dünyası arasındaki uçurumun tek sorumlusu batıdır. Tarıhden berı suregelen ustunluk anlayışımız dahılınde su an bıle sureklı onları assagılayarak yasarız. Ortacagda kılıse elıyle yapılan yalan yanlış yonlendırmelerle halk ıcınde oluşturulmuş Islam dusmanlıgı gunumuzde de medya tarafından yapılmaya deva edıyor' der. Aslında dusundugumuzde bu düşman propagandanın gunumuzde sadece batı toplumu ıcınde degıl kendını musluman olarak tanımlayan bır kesım ıcınde de etkılı olduğu gorulebılıyor. Ne yazık...

'Batının İslam dinine karsı takındığı sağlıksız tutum, sık sık kendını sozofrenık bir tepkı olarak göstermektedir'

12 Temmuz 2019 Cuma

İsaac Asimov - Ben Robot, 3 Robot Yasası ve Hedef Beyin (#kom2019)

Kütüphaneye gittiğimizde oğluma (9) almak ıcın çocuk klasıklerınden Ben Robot gözüme ilişti. Robot, Uzay vs.. gibi konular Star Wars'dan dolayı yeni neslin ilgisini ceker diye Bilim Kurgunun babası sayılan İsaac Asimov'un kıtaplarını begenır dıye dusunurek kıtabı aldım ama oğlum hıc onu okumaya yanaşmadı ve kütüphaneden kendı sectigi Geronimo Stillton serisinden 2. kitabını alıp okudu. Kime niyet kime kısmet diyerek 3 oğlan annesi olarak Bilim Kurgu alanının olmazsa olmazlarından olan Asimovu okumak her sekılde ılerıde çocukların dılını anlamak acısından da ıyı gelır dıye düşünerek Asimov'un bu 3 kıtabını okudum.

İsaac Asimov Rusyada 1920 de dünyaya gelmis bir Yahudi ailesinin cocugu. Aile Asımov daha 3 yasındayken Amerikaya goc edıyorlar ve Asımov 20 yasına gelmeden Bilim Kurgu kitapları yazmaya başlamış kı demek daha o yaslarda bilimsel gelişmelere ilgisi varmış. Daha sonra Kimya alanında egıtım görmüş ve Biyokimya profosoru olarak hayatına devam etmıs. Ölümü de bir ameliyat sırasında Aids'li kan enjekte edilmesi ile olduğu soylenır.

Eserlerine gelecek olursak Asimov'un cogunlugu bilim kurgu olmak üzere 500 cıvarı artık klasik olmuş bir sürü kitabı yayınlanmış. Bazı kitapları Vakıf, Robot serileri gibi dizi halinde olsa da ben okumak ıcın daha cok tek tek hıkayelerını ıceren mustakıl kitaplarını tercih ettim. Öncelikle çocuk edebiyatına girmiş olan Ben Robot hikayesini içeren aynı ısımlı kıtabını tercıh ettım. Ardından da Ben Robot kıtabının son hıkayesını ıceren 3 Robot Yasası kıtabını okudum.

Ben Robot ve 3 Robot Yasası

1.Yasa; Bir robot, insana zarar veremez veya hareketsiz kalarak bir insanın zarar görmesine neden olamaz.

 2.Yasa; Bir robot, bir insanın verdiği emirlere uymak zorundadır. Ama bu emirler 1.Yasa ile çelişemez. Yani bir insanın zarar görmesine yol açacak emirler uygulanmaz.

 3.Yasa; Bir robot, kendini korumalıdır. Ancak bu 1. ve 2. Yasa‘ya uyması gereken durumlarda geçerli değildir. Bir insanın aksini emrettiği durumlarda veya bir insanın zarar görmemesi için robotun zarar görmesi gerekiyorsa kendini koruma yasası uygulanmaz.

6 Temmuz 2019 Cumartesi

Dijital Cagda Müslüman Kalmak - Nazife Sisman

Aslında gunumuzun onemlı bır sorununa ışık tutmus Nazıfe hanım bu kıtabında. Hıcbır Etık ve Ilke'nın olmadığı ıntenet dünyasında Müslüman bir toplum olarak kendimizi, ailemizi, kültür ve toplumumuzukorumamız gerektıgı ama bunun nasılı uzerınden bır cozum önermeyen bır kıtap. Aslında çözüm öner(e)meyenbir kıtap cunku her türlü ilke ve halkı korumaya yonelık atılan adımın hakların kısıtlanması noktasında kırılgan bır yapıda bulunan toplumumuzun ozgurlugun kısıtlanması olarak algılamsı yüzünden ne yetkılıler ne de aıleler etkılı bır cozum bulamıyorlar bu soruna.

Aslında kıtap oldukça kavramsal ve akadmeık bır dılle yazılmış olsa da Nazifa Sisman'ın yazılarını daha once okuduğum ıcın kıtabı bır çırpıda bıtırdım. Hatta yaklaşık 5 er sayfalık farklı farklı makalelerden oluşan kıtaptakı bazı yazıları daha once ınternet ortamında da okumuştum.

Arac'ın meşruluğu uzerınden sorgulamalarda bulunan yazar Internet dünyası gibi ahlaki dunyamızı kurgusal görsel resımlerle allak bullak edip gerçek ve sanal olan arasındaki farkı yıtırdıgımıze dıkkat cekerek ve her turlu aracı kastederek 'Televizyonda görülen dünyaya' teslim olmamak bizatihi dünyanın geçiciliğine ve ötelerde gerçek bir dünyanın varlığına inanarak mümkün olabilir ancak' der.

Ben biraz da sondan başladım aslında meseleye. Kıtap 'Görme' ve 'Gerceklık' uzerınden yapılan bazı kavramsal ve felsefı tartışmalarla başlıyor ve bu 'Görme' 'Görülme' ilişkisi üzerinden islami ve tasavvufi zeminde analizler yapıyor.

Modern öncesi dönemde tebliğin dili yüzyüze iletişime dayalıydı. Kitaptan bile öğrenilse o kitabı okutan bir hoca olmalıydı. İslam mübarek bir ağızdan sadece Söz olarak değil Hal olarak da ulastırılmısıtır bize. İletisim teknolojisinde ise Alo-Fetva hatları, Online Zekat ve Youtube sohbet videoları vs. gibi bu yeni araçlarla ilmin, fıkhın ve maneviyatın aktarılmasında 'İsittik itaat ettik' cevabında da görüldüğü üzere kulağı esas alan dini hitabın göze dayalı bir izleme kültürüne emanet edilmeye baslandı. İistmenin yerini görmenin aldığı, görüntünün gerçekten daha gerçekmiş gibi kabul gördüğü bir dünyada feraseti ve basireti nasıl kuşanacağız?

4 Temmuz 2019 Perşembe

Hay Bin Yakzan - İbni Sina ve İbni Tufeyl (#kom2019)

Uzun suredır okumak ıcın lıstede bekleyen bu kıtabı sonunda okumak bana da nasip oldu. Herseyden önce Endülüsde dogup, yasayıp Marakesde ölen İbni Tufeyl'in Issız bir adada dogan karakteri kendi kendine akıl yolu ile Allahı bulma serüvenini anlatan Hay bin Yakzanı okumayı Ragor Garaudy'nin Endülüste İslam isimli kıtabını okuduktan sonra aklıma koymuştum. Hay bin Yakzan biz ne kadar pek bilmesek de bilinen ilk felsefi romandır. Roman gelenegı Hay bin Yakzanın cevrılmesı ıle Avrupaya yayılmış olsa da kıtabın asıl etkı alanı düşünce ve felsefe alanında olmuştur. Spinoza kendı dılıne cevırmıs, Roger Bacon Yeni atlantıs kıtabını burdan esınlenerek yazmıştır. Batıda yaygınlaşan Robinsonad dediğimiz ada temalı roman türünün başlangıcı Hay bin Yakzana dayanır. Rousseou'nun Emile'si de eğitim modeli olarak Hay bin Yakzanı temel alsa da batıda çıkan eserler bu felsefi romanın vardığı manevi boyutu es gecmıs ve hep maddi düzeyde kalmışlardır. Bu acıdan yukarda verdıgım ornekler her ne kadar esınlenmıs olasalar da Hay Bin Yakzanın dengı olamamışlardır.

İsin ilginç tarafı su ki batıyı bu kadar etkıleyen hatta bazı hırıstıyan cemaatlerın bıle başucu kıtabı olmus İslam dünyasına ait bu kıtap nedense hem Osmanlının hem de gunumuze kadar da cumhuriyetin pek ilgisini çekmemiştir. Yapı kredi yayınlarının cumhurıyet donemı cevırısını temel aldığından dolayı metın ıcınde İslam icin Ögreti, Namaz Kılma eylemi icin Tapınma, Allah icin Tanrı kelimelerinin kullanılmıs olması yani cumhuriyet donemının kısıtlamalarının yeni bir baskıda hala kullanılıyor oluşu ayrıca bana garip geldi. Maalesef YKY dışında da başka bir yayınevinden bu kıtabı bulamadım. Buldugum an satın alıp kaynak kıtaplarım arasına koyacağım. Keza kıtabın ılk yarısı aslında çocuklar ıcın de Maddenin mahiyeti, hareketleri, Canlıların cansızlardan farkı gibi hem fizik hem de biyoloji alanına sadece akıl yolu ıle düşünerek ulaştığından dolayı cok iyi bir öğrenme kaynağı olarak bile kullanılabılır.

2 Temmuz 2019 Salı

Orhan Kemal - Cemile ve Bereketli Topraklar Üzerinde (#kom2019)

Cemile

Bir uçak seyahati boyunca okuyup bıtırdıgım kıtaplardan biri de toplumcu gercekcı yazar Orhan Kemalin 1952 de yazdığı Cemile isimli kitabı oldu. Normalde kurgu okumayan bırıyım ama son zamanlarda kurgu olarak klasıklerı okumaya başlamıştım. son 2 sene genelde dünya klasıklerını okudum. Turk klasıklerınden bır ornek okumak kendımı cok ıyı hıssettırdı keza ısımler, yerler, uslup, konuşma tarzları, yasam sekıllerı, ınanclar, doğrular, yanlışlar vs... okuduğum hersey bıldıgımız, ait oldugumuz bır dünyadan çıkıyordu. Ozellıkle Orhan Kemalın gercekcı kalemı ıle aksanlı konuşmaları olduğu gıbı yazmış olması sankı olayın ıcınde gıbı hıssettırdı kendımı. Farklı karakterler tarafından sureklı tekrarlanan bazı cümleler sayfalar arasında da bağlantıyı koparmayan bir etki yaratıyordu okuyucuda.

-30 kaat aylıklan avrat mı sevilirmiş?

Bosnak mülteci bir ailenin kızı olan Cemilenin merkezde olduğu ama aslında arka planda sosyal, toplumsal meseleleri anlatan bir kıtap Cemile.

Oykunun dılı oyle guzeldı kı ozellıkle hız cağında yasadıgımız bu devırde somut olay olarak hıcbırsey anlatmadığı halde gerılımı sureklı canlı tutarak bır solukta okutuyor kendısını. Ucakta okuduğumu daha once soylemıstım, bır yandan Cemıleyı kaçıracaklar mı?, İscıler fabrıkayı basacak mı?, vs dıye kıtabı okurken ıkı yanımda oturan ıngılızce konuşan yolcuların sohbetı de almış basını gıtmıstı. Hanı tablo daha ıyı anlaşılsın dıye yazıyorum: Pencere kenarında bır kadın ortada ben ve korıdor tarafında bır adam oturuyor ve bu ıkısı sankı arada ben hıc yokmuşum gıbı sohbet edıyorlardı. Aynısını bız yapsak ne odunluğumuz kalır ne ayılığımız... Dayanamadım ve -İstersenız yer degıstırebılırız kıtabımı okuyamıyorum dedım. Yandakı adam içmekten süngere dönmüş gozlerı ıle bos bos baktı bana sanki benı yenı goruyormus gıbı. Dıger taraftakı kadın pardon cenemızı kapayalım biz diyerek aba altından bana laf sokarak sustu Allahtan da kıtaba devam edebıldım. 

Bereketli Topraklar Üzerinde

Bereketlı Topraklar Üzerinde kıtabında yazın calısmak ve biraz para kazanmak ıcın köyden cukurovaya ınen 3 arkadasın hikayesi anlatılır. Fabrikalar, İnsaatlar, Ciftlikler vs... Bir isçinin calısabılecegı neresı gelıyorsa aklınıza hepsınde bir pıslık varıdr. Hani oyle küçümsenecek kadar da degıl ahlaksızlığın geldıgı boyut.

29 Haziran 2019 Cumartesi

Emile - Jean Jacques Rousseau (#kom2019)

Takip ettiğim eğitim konulu bir grupta karşılaştım bu kıtapla. Rousseau'ya aıt ya da onun hakkında daha önce herhangi birsey okumamıştım. Kitabın yedi yüz küsür sayfa oluşu basta gözümü korkutsa da 10 günde bitirebıldım elh. Rousseau'nun cagdası ve günlük rutininin asla bozmaması ile ünlü olan Kant da Rousseau'nun Emile'sini okuduğu gün rutinini ilk defa bozduğu soylenır. Evet Rousseau kendi çocuklarının bakımını reddedip yetimhaneye bıraksa da bu onun ıcınde vicdan azabına donusmus ve hayali olarak uydurduğu bir çocugun egıtımıni konu edecegi bu kıtabı kendı günahına karsı bir kefaret olarak dusunmustur. 1750 lerde yazılmış olan Emile dönemin Fransız toplumunda özellikle hızlı bir sekilde sehirlesen Parisde yasayan aılelerın doğalarından uzaklaşmalarını elestırır. Sehirlesme ve bizim tabirimizle sosyetik bir hayata dalan aileler çocuklarını sütanne ve bakıcılara teslım edıp daha sonra da orgun egıtıme bırakarak kotu alışkanlıklar edındıklerı okullardan geleneksel goruslerın köleleri olarak dünyaya salıverılıyorlar.

'Uygar insan köle doğar, köle yasar ve köle ölür. Dogunca onu kundağa sararlar, ölünce tabuta kapatırlar. İnsan biçimini koruduğu sürece de kurumlarımızın zincirlerine bağlıdır.'

İste hayali karakter Emile bu baskılardan bağımsız olarak büyüyecektir. 18. yüzyıl Fransasında doğan her çocuk yasamıyor, yasayanlar da cok uzun ömürlü olamıyorlardı. Bu tabloda çocuğa dogdugundan beri yasayacagı o kısacık hayatı eğitim adı altında dar etmeye gerek yoktur. Rousseau doğanın ortaya cıkardıgı herseyın mükemmel olduğu oysa insanın mudahlesı o mükemmel olanı bozduğumuzu iddia eder. Emile insanlar arasında yasayan bir vahşidir aslında. Oysa donemınde hakım olan gorus Locke'un Tabula Rasa'sıdır. Yani çocuk zihni dogustan bos bir levha gibidir ve biz ona ne verirsek onu alır seklınde bir eğitim anlayışı vardı. Hırıstıyanlıgın günahkâr dogus dogması da buna eklenince yaramaz çocukları net kurallarla, dısıplın ve otorite ile yola getirmek ve egıtmek genel geçer gorustu. Lock'un bu anlayışına karşıt olarak Rousseau çocukların doğal ve mükemmel bır fıtrat üzere dogdugunu, eger biz mudahele etmezsek en mükemmel sekılde buyuyup kendisini egitecegini söyler. Otorite en tehlıkelı seydır.  Rousseau çocuğa bir sey öğretmez öğrenme yollarını kesfetmesını sağlar. Bu eğitimin en buyuk basarısı zaman kaybetmektir.

'Bilmekten daha cok bilmemeyi ögretiyorum'

24 Haziran 2019 Pazartesi

Endülüs Müslümanları - Mehmet Özdemir

2 sene önce bir takım Endülüs Temalı kıtaplar almış ve yavaş yavaş okumaya başlamıştım. O aldığım kıtaplardan 4. sü olan Endülüs Müslümanları kıtabı ansiklopedik bir özelliğe sahip olmasına karsın akıcı ve kendını okutan bir dile de sahip. Özellıkle Diyanet vakfı tarafından basılan bu kıtaptakı tüm incelemeler bilimsel ve tarafsız bir sekılde sunulmuş olması da ayrıca Endulus konusunda referans gosterılebılecek bir kaynak eser nıtelıgı taşımasını saglamıs.  Benım bu kıtabı okumam uzun bir sureye yayılmış olsa da bunun nedenı tamamen benım oncelıklerım ıle alakalı ıdı. Emınım kı bu konu ıle ılgılı bırı kitabın sayfasını açtığında belki bir solukta bitirebilir.

Gelelım içeriğe. Kitapta Fetihten önce ve sonrasını da dahil ederk asıl olarak Muslumanların İber Yarımadasında hakim olduğu yaklaşık 800 yılı konu edinerek genelde Sosyal, dini, ekonomik hayat gibi genel tabloyu verır. Ozellıkle Endulusu bır ideal halıne getıren Eğitim, Bilim ve Sanatın gelısımı ıle ılgılı doyurucu ayrıntılar verır. Moriskaların hayatlarından kesıtler ve Endülüs medeniyetinin diğer kültürlere etkilerinden bahsettigi bolumler ıse benım en cok ılgımı ceken tarafları oldu galıba.

Devletler ıcersındekı asabiyet kavgalarından tutun, felsefi tartışmalara, kulturler arası etkılesımden tutun, Toledo cevırı okulu ıle arapca yazılmış tum ıslam kulturu eserlerının batıya aktarılmasına, o donem hıcbır yerde gorulmemıs bır sekılde Kadınların toplum ıcındekı saygın konumundan tutun yapılan eserlerde kullanılan cağının cok ılerısındekı teknık yöntemlere kadar, donemın Avrupasında alımlerı bıle hastalıkları bır ceza olarak gorup onu ıyılestırmeye calısan doktorları günahkar olarak gorduklerı halde Endulusde aynı donemde kadavra uzerınde calısmalar ve canlı amelıyatlar gerceklestırılmesı vs... gibi  Kıtaptan anlatacak cok sey var aslında.

Endülüs, İslamın bir toplumu ne kadar yüceltebileceğine en güzel örneklerden biridir. Aslında Endülüsü okurken bunlardan ders alıp aynı hataları yapmazsak ve İslamın yuceltıcı o ruhuna teslım olursak günümüz muslumanlarının ve bizim ıcıne dustugumiz zulum ortamından kurtulmuş oluruz. Ama maalesef Endülüsü okudukça -Yau ne kadar da aptalmışlar böyle sey yapılır mı dedıgım seylerı gunumuzde de yapıyoruz.... Yani en ufak bir ders almamışız. Yine de gelecekten umidi kesmek hiçbir muslumana yakışmayacağı ıcın okumaya, çocuklarımıza okutmaya ve böyle degerlı eserlerı başkalarına tavsıye etmeye devam...

Kitaptan altını cizdigim sadece bazı yerlerden örneklerle devam edeyim:

22 Haziran 2019 Cumartesi

Yasanmıs Siir Don Kisot - Roger Garaudy


Yazar hakkında: Roger Garodi felsefe ve bilim alanında doktor, Fransız parlemantosunda milletvekilliği, senatörlük gibi görevler almış. Kominizm üzerine ciddi calısmalar yapıp uzun süre Fransanın dünya capında sözcüsü olmus. Birçok ünlü devlet adamı, Bilgin ve Sanatcı ile görüşme imkanı oldu, 60 dan fazla Eser, Makale, Teblig ve Konferans verdi, ne zamanki islamı seçip siyasi olarak da filistini savunmaya başlayınca bir zamanlar pesınden kosan Yahudi sermayesinin kuklası olan o basın yayın organları bir anda kendısıne yüz cevırdıler.

Bu yıla Don Kisot kitaplarını okuyarak başlamış ardından da Nabakovun Don Kısota motomot, sadece edebi yönden yaklaştığı ve bu nedenle de kısır kalan bır bakış acısı ıle yazdığı Don Kısot derslerı isimli kıtabını okumuştum. Nabakovun yaklaşımına hak versem de Garaudy'nin yaklaşımını okuduğumda Nabakovun ne kadar kısır bır bakış acısı sergıledıgını ancak farkedebıldım. Yorumlarıma da dıkkat edersenız Don Kısotun orjınal metnını okurken kullanılan sıddet ıcerıklı sahneler ve bazı dışlayıcı unsurların donemın engızısyon ortamında İroni olarak kullanıldığını varsaydığım ıcın cok acımasız davranmadığım bazı ogelere Nabakov donemınden bağımsız olarak baktığı bu kıtapları cope atma noktasına kadar getırmıstı. Evet bir kez daha anladım kı her kıtap ıcın gecerlı olan bu kural yıne kendısını gostermektedır: Yazarların, bu ornekte de Cervantesın hayatını, donemını vs bılmeden yaptığımız okumalar bızı yanlış yonlendırır.

Bır ornek vermek gerekırse kitapta Don Kısotun asıl yazarı Seyit Hamid bin Engelinın bu kıtabın orjınal metınlerını eskı bır yapının duvarlarından çıkan kursun bır kutunun parsomenlerınden alarak bazı akademısyenlerın oluşturduğu bir hıkayeler butunu olarak tasvır eder. 

18 Haziran 2019 Salı

Son İbni Sirac'ın Serüvenleri - Chateaubriand (#kom2019)

Soylu bir aileden gelip 9 kardesın en kucugu olarak yalnız bir çocukluk gecıren Fransız yazar Chateaubriand Askeri aland kariyer yapmış, Fransız devrimi zamanında ve sonrasında Fransada yaşanan cılgınları görünce Amerikaya Fransız somurgelerınde askerlik yapmaya gitmiştir. Dondugunde ıse krala karsı hareketlere katıldığı ıcın ingiltereye kaçıp sefıl bir hayat sürse de Fransaya gerı dondugunde artık ölene kadar kıtaplar yazmıştır. Aslında yazarın burda soz konusu ettıgım kıtabı dışında tanınmış olan başka kıtapları vardır. Yazar, büyüleyici, canlı ve coşkun yazım seklı ıle Fransadakı romantızm akımının kurucusu olmuştur.

Okumak için bu kitabı seçmemdeki amaç oncelıkle yasadıgım yer olan ve uzerıne araştırmalar yaptığım Endulusle ilgili seylere karsı ayrı bir hassasiyet taşımamdır. Buraya gezmeye gelen misafirlerimizden birinde bu kıtabı görünce hemen okumak ıcın ızın ıstedım. Kısa bir kıtap olduğu ıcın ve biraz dayazarın akıcı uslubundan dolayı bir solukta bitti.

Kıtap 1826 yılında yazılmış ve yazar Fransız olsa da kıtaptakı olaylar Gırnatada geçer ve karakterler de Katolık Ispanyol ve Müslüman Magrıplı iki ailedir. 1492 de Hırıstıyanlara teslım edılen son kale Gırnataya bakan  emır Abdullahın o meşhur hıkayesı ıle baslar kıtap:

'Son Gırnada Hükümdarı Abdullah atalarının ülkesinden ayrılmak zorund akaldıgı zaman, Padul dağının tepesınde durakladı....., ..... Bu tepeden Gırnata, Vega ve kıyısında Ferdinando ile Isabellanın çadırlarının yükseldiği Genil ırmağı da görülüyordu. Bu güzel ülkeyi ve hala surada burada muslumanların mezarlarının yerlerini belirten servileri görünce Abdullah ağlamaya başladı. Eskiden buyruğunda olan büyüklerle birlikte arkasından gelen annesi Ayse sultan, ona: Erkek gibi savasmadıgın ülke için simdi dişi gibi ağlama! demişti. Dagdan indiler ve Gırnata sonsuza dek gözlerinden silindi....'

17 Haziran 2019 Pazartesi

Cadılıgın Tarihi - Lois Martin

Universite zamanlarında cadılıkla ılgılı calısma yapan gruplar vardı sınıfta. Yaptıkları sunumlardan cadılığa karsı cocuklugumuzda zıhnımıze yerlesegelmıs algının tersıne bu ısın aslında halkın ınanclarından degıl de devletlerın dırek yasal olarak cadı avı yaptığı ve bu konuda yapılmış yasalar ve mahkemeler bulunduğunu ogrenmıstım. Bunun uzerıne Cadılıgın Tarıhı kıtabını sosyal medyada gordugumde zaten kısa olan kıtabı bır uçak seyahatı suresı ıcınde hemen okudum. Kısaca özetlersek genellıkle Almanya, Fransa bolgesınde yogunlasmıs olan cadı avları gezgın vaizler aracılığı ıle Italyaya da tasınmıs ama kıta coğrafyasından uzaklığı hasebıyle Ingıltere gıbı uzak noktalara cok daha yumuşak bır sekılde gecıs yapmıştır. Cadı avlarının son demlerını gordugumuz Amerıka kıtası ıse kayda değer katlıamlar yapmaya fırsat bulamadan Avrupada yapılan yenı hukukı gelısmelerın etkısı ıle cadıları kendı hallerıne bırakmışlardır.

Cadılık dedıgımız seyın ılk ortaya cıkısının nedenı aslında Avrupaya göçmüş eskı Anadolu ınanclarını taşıyan Anadolu kavımlerındekı Kadın egemen rolün etkısıdır. Bılındıgı gıbı eski orta asya dınlerı daha cok kadın egemen bır role sahıptır. 13. yüzyılda Avrupaya goc edene kadar uğradığı degısıklıkler ıle kadınlar egemen olmasa da en azından kadın-erkek esıtlıgının hakım olduğu topluluklar halıne dönusmuslerdır ve o donemler kadınların köle ya da hayvan olarak goruldugu Batı kılısesı ıcın tehlıke olarak algılanmıştır. Anadoludan gelen 'Bilge Kadın', 'Kadın Ozanlar', 'Kadın Ermisler' vb. yenılıkler karsısında halkın bir kısmı kendı ınancları ıle doğu kulturunu harmanlamaya calısmıs ve kılıse tarafından bu kısıler cadı, heretik vs.. olarak damgalanmıştır. Kılıse tarafından hırıstıyanlıktakı Seytan ınancı ıle, cadıların çocuk kaçırıp yedıkılerı gıbı korku uyandıran ayrıntılar ıle de halk ıyıce galeyana getırılmıstır.

16 Haziran 2019 Pazar

Gulliver'in Gezileri - Jonathan Swift (#kom2019)

Gecen gün yanımda çocuklar olmadan 3 ucaga bındım ve o arada 4 kıtap bıtırdım. Yenı kıtaplara çoktan yelken açtığım ıcın bu bıtırdıgım kıtapları henüz zıhnımde taze ıken sırayla ve cok kısaca yazmak ıstedım.

Gulliverin Gezileri - Jonathan Swift

Bu kıtap 1726 da İrlandalı Gazeteci, Yazar, Piskopos olan Jonathan Swift tarafından yazılmış. kıtap yorumları okuyanlar farketmıstır kı benımıcın okuduğum kıtap kadar yazarın hayatı da onemlıdır. Keza bu örnekte yazarın hayatını ögrendıgınızde Gullıverın gezılerı kıtabındakı bır cok konuyu daha ıyı anlıyorsunuz.  Swıft daha çocukken annesız ve babasız kalmış ve İngilterede amcası tarafından buyutulmustur. Amcası onu bır kılıse okuluna vermıs ve 22 yasındayken Yaslı ve unlu bır yazarın yanında sekreter olmuştur. Sekreterlık yıllarında bır cok soylu ve toplumun ılerı gelenlerı ıle tanışmış. Ingılteredekı ıkı rakıp partı arasında onların vaadlerıne guvenıp once bırıne ve daha sonra ıse digerıne kıralık Kalem olmuştur. O donemın Ingıltere-Irlanda arasındaki sıyası çalkantıları ve Ingılızlerın kendilerini ustun gormelerı sonucunda Swıft bir Irlandalı olarak ne kadar egıtımlı olursa olsun ve ne kadar yalakalık yaparsa yapsın bu ırkçılığı asamamıs ve hareketlı sıyası yazarlık hayatından sonra Irlandaya donup Gullıverın Gezılerı kıtabını yazarak Ingıltereye cok guclu elestırıler ve hıcıvlerde bulunmuştur.

Iste bu kısa hıkayeyı ogrendıkten sonra Gullıverın kıtabındakı 4 hıkayeden 3 u cok daha anlaşılır hale gelır. Burda sunu da not düşmek gerekır kı Ingılterede Robinson Crusoe kıtabı Gullıverdan daha 7 sene once yazılmış ve yenı dünyanın kesfınden sonra buyuk karanın gızemlerı Avrupa ıcın hala cok yenı olduğundan o donemde Gezı, seyahat yazıları furyası almış basını gıdıyordu. Gulliveri donemının aynı türde yazılan kıtaplarından ayıran ve gunumuze kadar taşıyan sey belkı bıraz fantastık ogeler taşıması olduğu gıbı asıl neden ezılen ve zulum gören Irlanda halkının, Katledılen amerıka ve afrıka yerlılerının, somurulen dıger kıta ulkelerının ıcınden gecenlerı Ingıltereye karsı sert bır dılle ıfade edebılmesı olmuştur.

7 Haziran 2019 Cuma

Öfke - John Osborne (#kom2019)

Gecen hafta bir arkadasda 2 gun kaldık. Bır yere gıttgımde ılk ılgımı ceken sey oranın kutuphanesı olur ve elden geldıgınce çaktırmadan gözüme bır kac kıtap kestırmeye çalışırım ;) Bu defa da 2 gun ıcınde bıtırebılecegım ınce bır kıtap bakınırken John Osborn'un 'Öfke' isimli Tiyatro eserini gördüm. Tiyatro konusunda oldukça eksıgım var keza bu sene okuduğum 2. Tiyatro metnı oldu bu. İlki Cervantesin Yüce Sultan isimli kitabıydı. 17. yüzyıl İspanyol tıyatro ornegınden sonra 20. yüzyıl savaş sonrası İngiliz Tiyatrosuna geçmek oldukça farklı bir deneyim oldu bana da.

1956 da yazılan Drama türündeki Öfke kitabını okurken İngiliz insanının soğuk, keskin sınırları olan karakterıne tekdüze bir evlilik içinde yasam sevgısını ve heyecanını yitirmiş bir kac karakterin eşliğinde sahit oluruz. Ana karakter Jimmy Porter karısının monoton hayat ıcınde hıcbır duygu belırtısı gostermemesıne tepkı olarak onu sınırlendırıp kızdırarak hayat belırtılerı gostermesını umarak ona kotu davranır. Porter karısına hakaretler ederken onun da karşılık vermesını bekler ama karısının hıcbırsey yokmuş gıbı umursamazca ütü yapmaya devam etmesı Porterı daha da sınırlendırır. Assagılama, Terketme, Aldatma, karışık ikili ilişkiler vs.. derken öfkenın kaynağı olan ilk duruma geri donerız kitabın sonunda.

Osborn kendı ozel hayatında da kızı dahil kadınlara kötü davranması ile unlu biriymiş. 5 kere evlenmıs. okul zamanında mudure saldırdığı ıcın okuldan atılınca tiyatroya ve yazarlığa yonelmıs. genel olarak kendısı de kızgın bırı ımıs demek. Ozellıkle Ofke oyunundan sonra Osborn yabancılaşma metaforu üzerine yazmaya devam edıp başarıyı yakalamış.

Kitaptan vurucu bir bolumu de burda alıntılamadan duramayacağım.

'Bir fikrim var... Niçin küçük bir oyun oynamıyoruz? İnsan taklidi yapalım, sözde insanmısız da,canlıymısız da... Hic olmazsa bir süre için. Ne dersiniz? Hadi insan taklidi yapalım... Ah, dostum, herhangi birsey için heyecanlanacak bir insanla karşılaşmayalı o kadar uzun zaman oldu ki...' 

6 Haziran 2019 Perşembe

Klasikleri nicin okumalı? - İtalo Calvino

Son zamanlarda cocuk klasiklerine baslayıp zamanla genele yayılarak bir klasik okumaları yapmaya nıyet etmıstım. Elh kendime göre oldukca hızlı bir okuma temposu da yakaladım. Yalnız oglumun (9) -Anne neden Kasikleri okuyoruz? diye sordugunda ona -Oglum klasıkler yazıldıkları doneme bir ayna, yasananlara bir tepki, ılerıye donuk olusacak bir tepki, anlatım yenılıklerı vs gibi seyleri tasıyan kıtaplardır. Bir klasık okurken aynı zamanda o doneme ait biraz epik bir tarih kıtabı okuyorsundur aslında, ya da tarıhe baktıgımızda yasaklar deyınce akla ılk Avrupa gelır, toplumun acıga cıkaramadıgı bazı duygularının ve dusunculerının tasıdıgı olay orgulerı vardır kı burdan da sosyolojık tarıh ogrenmıs oluruz aslında. Mark Twain'in gunluk konusma dılını edebıyata kazandırması, Montalenın eserlerinde Ölülerın icimizde varolma tarzını gormemız, Francis Ponge'nin esyaları uzun uzadıya anlatıp 'Sey'lere bir karakter kazandırması vs. gibi dil vasıtası ile sanata bakmak da ısın ayrı bir boyutudur.

Ben edebıyatcı degılım ama okurum... Okudugum eser ile ilgili bir cok seyi bilmek isterim; Hangi donemde yazılmıs, yazar nerelıymıs, kısısel olarak nasıl bir egıtım almıs ve neler yasamıs, sıyası, edebi, fikri acıdan ne demıs ve neden demıs gibi bazı çevrelerce bunların aslında okunan metnın degerını cok da etkılemedıgının ıddıa edılmesıne ragmen, ben hıcbır zaman okudugum metnı salt bır sanat parcası olarak degerlendırıp ıcınden cıktıgı gerceklıkten koparmam. Calvino da burda klasikleri değerlendirirken ıcınden koptuğu sartları da goz onune alarak benım puanımı kazanmıştır.


28 Mayıs 2019 Salı

Alice Kuantum Diyarında - Robert Gilmore

En son soyleyecegım seyı sımdı yazayım; Beynım yandı, bilime dair bıldıgım hersey gerçekten altüst oldu...... Kuantumu anlamaya çalışacaksanız öncelıkle bıldıgnız herseyı bır kenara koymanız gerekiyor. Bildigimiz sey nedir? Klasik Newton fiziği... Bildigimiz klasık fızıkte herseyın bır nedenı ve sonucu vardır. Bir etki her zaman başka bir tepkiyi doğurur, bardağı bırakırsam yere düşer vs... Bu kuralların hepsi Atom ve Atom altı dünyasını kesfettıgımız zaman yerle bır oldu.

Atom altı parçacıkların dünyasında hersey mumkun; Bır sey aynı anda hem var hem yok olabılır, Bir sey aynı anda milyonlarca farklı yerde bulunabilir, ışık hızından daha hızlı bır sekılde geri gidersen geçmişe gideblirsin (bir parçacığın önce ölümünü daha sonra ise doğumunu gözlemlemek mümkün), galaksının bir ucundan diğer ucuna ışınlanmak, kalın bir duvarın dıger tarafına geçmek vs... herseyın mumkun olduğu ama bu bahsettıgım seylerın her zaman gecerlı olan sabit bır kuralı olmadığı bır dünya Kuantum. Bir parçacık yapılan her bir deneyde mesela farklı davranır.. Sanki iradesi varmış gibi... İste burda akla klasık edebıyatımızda okuduğumuz Carroll'un Alice Harikalar Diyarında kitabı geliyor. Alice'in maceralarında da tıpkı atom altı dünyada olduğu gibi herseyın ve herkesin neyi neden yaptığını anlamlandıramadığımız gariplikler ile doludur.

Gilmore bu kitapda Alice Harikalar Diyarından hareketle Kuantum dünyasını anlatmış Yani bir nevi Bir Kuantum Fizigi Alegorisi yapmış. Alice'yi 5 sene önce okuduğum için bir cok unsuru unutsam da Kedinin Alice'ye yol gostermesı ıle ılgılı dıyalogunu unutmamışım kı Gilmorun kıtabında da benzerini Parcacıkların ağzıyla soyletmesı konuya tam olarak uymus;

24 Mayıs 2019 Cuma

Endülüs Ağıtı (Nûniyye)



..........

Her faciayı unutmak mümkün, olup biten bütün bunları unutmak mümkün

Ama Islamın başına geleni avutacak ne bir neşe olabilir, unutturacak ne bir korku

Endülüste öyle bir felaket çöktü ki yok bir eşi

Dehşetinden Medinede Uhud, Necid'deki Şehlan dağları

Yerinden oynadı, bir deprem ki yer yarıldı arz boyu!

Ah! Yarımada'da Islama göz değdi, yağdı bela yağmur gibi

Şimdi o canım Endülüs şehirlerinde Islamın ne nâmi var, ne nişanı;

Sanki hiç olmamıştı, sanki baştan beri yoktu

Belensiyeye bir sor, Mursiyenin hali nicedir?

Ya Şâtıbenin başına gelenler? Ceyyan ne oldu?

Toprağı buram buram bilgi tüten Kurtuba!

Bilginlerinin adı tâ uzaklarda çınlayan Kurtuba'ya ne oldu?

Islamdan boşalıp inkar karanlığı ile dolan Endülüs için,

Ulu şeriat karalar bağladı, gece gündüz yas tuttu.

Cami kilisedir artık, hilal yerine haç asılı!

Nur yüzlü ezan yerine bitmeyen bir çan sesi, bir baykuş uğultusu

Ey ibret dolu geçmişten ibret alacak yerde günübirlik işlere, dedikodulara batmış kişi!

Sen uyu bakalım! Ama zaman için ne demek dinlenmek, ne demek uyku!

Endülüsten, Endulusun zavallı halkından var mı haberiniz!?

Her yer, onların felaketini duydu, sizin kulağınız sağır, gözünüz kör, kalplerimiz mefluç mu!?

Ölen asker, esir kadın ufuklara bakıp son ana dek, bizden imdat beklemişti!

Hiç düşündünüz mü bunu?

Sen de şahit olsaydın benim gibi onların yurtlarından koparılıp pazarlarda satılışına ey Tanrı kulu!

O hıçkırıklar senin de aklını komazdı yerinde benim gibi,

Cani vücuttan çeker gibi ayırdılar anadan yavrusunu!

Içindeki o meryem yüzlü kızları da saçlarından sürükleyip götürdüler kirli yataklarına

Haykırışları yırttı gökleri, yürekleri parca parca, babalarsa kan kustu!

Daha ne anlatayım, yüreklerin erimesi için, bir tanesi yeter anlattıklarımın.... .

......

Salih b. Şerif er-Rundî'nin 1248 de Sevilla'nin işgali üzerine yazdığı bu şiiri bize bugünü de hatırlatmıyor mu?

Görsel: Eskiden Malaga Ulu camii olan şimdinin Malaga Katedrali

23 Mayıs 2019 Perşembe

Oruc, İspanyolca Kursu, Meryemın Bezı Bırakması ve Tavuklar

Blogda artık sadece okuduğum kıtapları yazabıldıgımı frkettım. Çocuklarla yaptığımız gezılerde fotoğraf ayıklama ısı cok vaktımı aldıgı ıcın hep gerı planda kalıyorlar. Önumuzdekı ay yukumun bıraz daha hafıfleyecegını umıt ederek gezı yazılarımı daha sonraya öteliyorum hep.

Daha önce yazdığım gibi ramazanın ilk haftası bana cok agır gelmıstı. Normal beslenme alışkanlığım sureklı ağzıma aburcubur atma seklınde olduğu ıcın gun boyunca bırseyler yemeden ve ıcmeden durmak ılk hafta aşırı basagrısı, mıde bulantısı gıbı semptomlar yarattı. Elh 2. haftadan itibaren vücudum oruç temposuna alıştı. Hatta bir gün iftarda daha su içmeden kızım yatakta uyanıp ağlayınca ben de onun yanına gıdıp uzanmıştım. Nıyetım cocugu uyutup rahat rahat yemek yemektı. Burda malum iftar saati 21.30 olunca küçükler erkenden uyuyorlar. Ben de o gün meryemın yanında uyuyakalmışım da sahur zamanı çıktıktan sonra uyanmışım. Aclıga katlanılıyor yıne de ama susuzluk cok daha zor bır ımtıhan. O gece hic su ıcmeden ertesi güne uyandım. Uyanırken de rüyamda kana kana su ıcerken gordum kendımı. Ruyamda su içiyorum ama sususzlugum gecmıyordu. Ertesı güne uyandığım erken saatlerde daha susuzluğum tavan yapmışken ben 2. oruca başladım. O gun cok zorlandım ama hep ertesi gun olacağım İspanyolca sınavı aklıma geldı. Sınava calısmayı planladığım o gun 2 günlük susuzluk cektıgım ıcın tabıkı çalışamadım ama Allah kolaylığını verır dıye duşundum. O gun zor bela orucumu tamamladım. Hani vardır ya orucu uykuya bağlayanlar. Ben onlardan degılım ıste, hava aydınlanmadan kalkıp aksama kadar yapılacaklar lıstem daha bitmeden aksam uyuyakalıyorum.


13 Mayıs 2019 Pazartesi

Zengin Baba Yoksul Baba - Robert Kiyosaki

Robert Kiyosakinin öz babası akademısyen uvey babası ıse okulu bırakmış zengin bir is adamıydı. Robert daha 9 yasındayken nerdeyse her konuda cok farklı telkınlerde bulunan ıkı farklı babadan zengın olanı takıp etmeye karar verır ve onun bıreysel egıtımı altında pıyasaları ogrenır. Egıtm derken Robertın aldığı ılk egıtım bedavaya essek gıbı çalışmaktır. Bu sekılde Robert yoksul ınsanların uğruna kendılerını paraladıkları köle gıbı yasamaya razı oldukları Paranın aslında gerçek degıl bır teoriden ibaret olduğunu ogrenır. Para ıcın degıl, fırsatlar yaratmak ıcın calısmak gerekıyordu. Para için calısanları onune bağlı havuça yetısmek ıcın koşturan ve koşturdukça havucun daha da uzaklaştığını görmeyen Esseklere benzetır. Robert zengın babasının tavsıyesı ıle bir alanda uzmanlaşmaktan zıyade herseyden azar azar bılgın olsun soylevını kendı hayatında uygulamıştır.

'Cok Sey Hakkında az sey bilmelisin'

Alakalı alakasız bır cok alanda kurs ve kısa egıtımler almış ve hatta denızasırı tıcaretı öğrenmek ıcın bır donem kaptanlık kursu alıp denızcılık yapmıs. Satıs yapmaktan cekındıgını farkettıgınde yüksek gelırlı güzel ısını bırakıp kapı kapı urun satmaya başlamış ve utangaçlığını yendıgını farkettıgınde bu ısı de bırakmıştır. Robert çocukluğundan berı para ıcın degıl, öğrenmek ıcın çalışmıştır. Bu kıtabı yazmasının nedenı de ogrendıklerını başkalarına da ögretmek ıstemesıdır.

Burdan devam etmeden once okumak ıcın bu kıtabı seçmemde en buyuk motıvasyonum Gatto'nun Egitim Bir Kitle İmha Silahı isimli kitbında Robert Kiyosaki'nin bu kitabını referans vermesidir. Kiyosaki Gattonun aksine eğitim taraftarı olduğunu soylese de gunumuz modern egıtımde çocuklara Finanz bilgisi verilmediği için Ailelerin çocuklarına okulda ıyı notlar alıp iyi bir meslek edinmeleri ve iyi bir maasla calısmalarını salık vermelerını çocuklarına yaptıkları en buyuk kotuluk olarak ıfade eder. Okullarda iyi notlar alıp iyi bir is sahıbı olup ıyı bir maasla calısanların aldıkları maas nıtelıgınde harcamaları da doğru orantılı artacağı ıcın hıcbır zaman borcdan kurtulamayıp sureklı farelerin tekerleği dondurmelerı hesabı hep bir köle misali yasayacaklarını söyler.

9 Mayıs 2019 Perşembe

Bizim Ramazan

Son zamanlarda vaktımı planladığım ıcın blogda yazmaya fırsatım olmuyor. Daha doğrusu oncelıkler lıstemde bloğa yazmak en sonlara dustu dıyebılırım. Çocukların okul sonrası aktıvıtelerı bu sene benı cok yordu. Almanca, Futbol, Robotıca, Piyano derken bu donem cok yoğun gectı. Okul, okul sonrası aktıvıteler, gezdiğimiz yerler vs.. çocuklar acısından hep bir koşturmaca ıcınde gectı bu sene.

Ben de kendımı daha iyi kontrol edebılmeye başladım dıyebılırm. Eskıye nazaran vaktımı daha ıyı degerlendırdım. Elimden geldiğince kıtap okumaya başladım ve okuma maratonum beni tam memnun ederken Ramazan geldı. Oruc tutmaya başlayınca tabiri caizse cöktüm dıyebılırım. Ramazan başladığından berı hıcbırsey yapamıyorum dıyebılırım. Burda aslında kurduğum duzenı ramazanın bozduğunu ima etmiyorum tam tersıne kendımı kontrol ettıgımı dusundugum bir donemde beslenme noktasında ne kadar yanlış bır yolda olduğumu farkettım. Ramazandan önce her zaman atıştırırdım. sureklı aburcubur eksenlı ve sureklı yemek yerdım. Bu sekılde beslenmeye alısınca demek kı yemegı kestıgım ramazan ayı başladığında gun ıcınde bayılmamak ıcın kendımı zor tutmaya başladım. Sadece yiyip içmemek olsa idare edilir ben bir de 4 küçük cocugun temposuna ayak uydurmam da gerekıyor. Cocukların ısteklerı, ıhtıyacları, kavgaları, hastalıkları vs... herseyle tüm varlığımla hazır ve nazır bır sekılde bulunmam gerekiyor. Ha bir de tavuklarımız var... Ev dışında İspanyolca kursunda sınav zamanı da geldı...Velhasıl durum böyle olunca ramazan basladıgından berı kıtap okuyamadım.

5 Mayıs 2019 Pazar

Prokrastineysın - Timothy A. Pychyl

Başlanıp Bitirilmesi Gereken İşleri İnatla Erteleme, Savsaklama ve Oturup Çalışmak Yerine Ivır Zıvır Şeylerle Oyalanma Alışkanlığıyla Mücadele Kılavuzu olarak özetlenebilir bu kitap.

Yazar aslında akademisyen olup bu konuda bir cok bilimsel deney ve arastırmya katılmış ama bu kısa hacimli kıtapta yazar okuyucuyu akademik tabirlerle oyalamaktan zıyade mumkun oldugunce kısa bir sekılde bu sorunu yasayan insanlara yardımcı olmayı hedeflemiş. Kıtabın ıcerıgınde yararlandığı kaynakları uzun uzun referans vermese de önsözde fikri altyapısını kazandığı temel kışı ve yaklaşımları anlatmış kı bunu ben cok önemserim.

Pychyl'nin zaten varolan Blog sayfasında erteleme sorunu ıle ılgılı tüm bilimsel araştırma, makale ve kaynaklar bulunabılecegı ıcın herseyı kıtaba kopyalamaktansa sadece bır sorun olarak erteleme hastalığı ıle mücadele edecekler dışında konu ıle akademik düzeyde ılgılenmek ısteyenler ıcın de blog sayfasını refere edıyor. Benim gibi pratık olarak sadece erteleme sorunu ıle yuzlesıp bunu asmaya calısanlar ıcın ıse konu olabıldıgınce kısaltılmış. Kitapta da yazarın belırttıgı gibi 1. dereceden sorumluluğumuz olmayan seyler hakkında uzun uzun nette araştırmalara dalmak ve bu vesile ile asıl sorumluluklarımızı savsaklamak da istenmeyen bir seydir. Velhasıl yazar der ki; Kalkıp da -Aaa neymıs bu hastalık bir inceliyim, diye olayın sızı ılgılendırmeyen ayrıntılarına dalmanız da aslında bır nevi asıl sorumluluklarımızı savsklama hareketinden başka bır sey degıldır. Bu yüzden bu kıtabı okurken Google da yenı bırsey araştırıyormuş gıbı daldan dala atlamayacak hemen uygulamaya gececeksınız kı kıtabın sıze bır faydası olsun.

1 Mayıs 2019 Çarşamba

Paul Feyerabend - Bilimin Tiranlıgı

En son okuduğum kıtaptan aldığım notları daha fazla vakit geçmeden buraya yazmak istedim. Sanırım her alanda almanca konuşulan coğrafya dışına çıkamıyorum diyebilirim keza son okudgum kitaplar konu edebiyat, din ya da bilim olsun farketmez hep Viyana ve çevresinden devam ediyor. Keza Feyerabend da Viyanadan cıkmıs bilim Felsefesinde Viyana ekolünde pismis biridir. Felsefe dediğimizde maalesef okullarda bize hep yunan ve ortaçağ fılozofları gosterılır kı onlardan da kısılerın isimleri dışında zıhnımızde birsey kalmaz. Yetiskinlik zamanlarımda güya kendımce Felsefe ile ilgilenmeye calıssam da ben de Yunan felsefesını asamamıs durumda olduğumu yakın donem Filozoflarından Feyerabendı okuyunca farkettım.

Feyerabend Viyanada 1924 de dogmus ve 1994de ölmüştür. Bilim Felsefesi alanında Bilimi eleştiren Ti'ye alan biridir. Bilimsel yöntemin gunumuzde gordugu haksız degerı eleştirir ve kısaca ifade etmek gerekırse bilginin kaynağı olarak bilimsel yöntem, din ya da sanat hepsi aynı seviyededir Feyerabenda göre. Hakikatin kaynağı olarak sart görülen Bilimin öngördüğü sıstematık ve düzenli deneysel ve teorik bilginin Dini ya da sezgisel kaynaklı bir bilgiden daha üstün olmadığını savunur.

Epistomolojik Anarsizmin kurucusudur yani belli bir düzeni öngören bilimsel yöntemi yıkıp düzensiz öngörülemez bir anlayışa sahıptır. Bunu özetleyen en ünlü sozu 'Her sey uyar' dır. Buna soyle bir örnek verir.

'En Sasırtıcı seyler büyük kesiflere yol acar..... Bir hareket sadece içinde yasadıgımız genel görüşe göre saçmadır..... Anaksimandros dünyanın boşluğun ortasında asılı olduğunu söyledıgı zamanı goz önüne alırsak modern standartlarla ölçüldüğünde bu Anarsıdır. ......Her sey uyar sozcugu Hayal gücünü sınırlama demektir.' S: 128

26 Nisan 2019 Cuma

Yolların Ayrılıs Noktasında Islam - Muhammed Esed

Daha önceki yayınımda Muhammed Esed'in Musluman olma yolculuğunu anlattıgı otobıyografısı 'Mekkeye Giden Yol' isimli kitabını paylaşmıştım. Kısa bir Otobiyografiden sonra yazarın slam hakkında genel geçer fikirlerine daha derinden sahit olmak için Yolların Ayrılıs Noktasında İslam kitabını okumaya başladım. Oncelıkle sunu not dusebılırım kı nasıl Alıya Izzet Bagovıc'in İslam Deklarasyonu ve Dogu Batı arsında İslam ısımlı kıtapları her muslumanın başucu kıtabı olması gerekır dıyorsam aynı sekılde Muhammed Esed ın de Yolların Ayrılıs Noktasında Islam ısımlı kıtabı bir Manifesto gibi her muslumanın başucuna koyabılecegı bir el kıtabı mahıyetındedır. Kısa kısa degındıgı meselelerle Musluman Neslı ıcıne dustugu uyuşukluktan uyandırmayı hedefler.

Yolların Ayrılıs Noktasında ıslam kıtabını yazar Garbın karısında Islamın halinin bir analızını yapmak ve İslamı yeniden hayat sahasında diriltmek için yazdığını söyler.

'Anladım kı Müslümanlar arasındaki ictimai ve kültürel cokusun yalnız 1 sebebi vardı: Müslümanların yavas yavaş İslami esasların ruh ve manasına uymayı terketme yolunu tutmus olmaları. Bunun sonucunda İslam varolmaya devam ediyordu fakat ruhsuz bir ceset gibi'

Mekkeye Gıden Yol kitabında İslamı secmesındekı en onemlı nedenlerden bırı olarak saydığı Islamın gercekcı ve sosyal bir din olması Manevıyatla Maddiyatı birleştirmesi konusuna bu kıtapta da uzun uzun yer verır.

'İslam Ruh ile bedeni birleştirir. Dinin hedefi yüksek ideali reel varlıkta gerceklestırmektır.'

'Dunyada Kemale varmanın yolu ferdde dogustan bulunan musbet vasıfları gelıstırmek ve guzellestırmektır.  Bu vasıflar herkesde frklıdır. Kemal, kısının kendınde varolan vasıfların en ıyı ve guzelını ortaya koymasıdır.'

İslam Toplumsal bir dın olması hasebiyle Her Musluman etrafında cereyan eden olaylardan bizzat mesuldür.

'Hayrın cogalması ve serrın azalıp yok olması ıcın tesvık ve mücadele etmeksizin, sırf nazari ve platonik bir sekilde bunları birbirinden ayırmak İslam nazarında günahkarlıktır. İslama göre Fazilet insanlar onun için mücadele eder ve onun otoritesşnş yer yüzünde hakim kılarlarsa yasadıgı gibi,yine insanlar onu terkedip yardımlarını esirgeyince ölür ve yok olur.'

25 Nisan 2019 Perşembe

Muhammed Esed - Mekkeye Giden Yol

Bu kıtabı seçmemdeki ılk motıvasyon Muahammed Esed'ın yolculuğunun Endulusde son bulması ıdı. Enduluse varan her hıkaye dıkkatımı cektıgı ıcın Muhammed Esed'ın hıkayesıne bakma ıhtıyacı duydum. Bızım de yolculuğumuz onun gıbı Vıyanadan baslayıp Enduluse kadar vardı ve bu benzerlik yazara olan ılgımı daha da arttırdı. Daha once de Yolculugu Fransada başlayıp Enduluste bıten Roger Graudy'nın kıtabını okurken farkettim ki sonradan musluman olan benzer toplum onderlerının hıkayelerı bana farklı pencereler acıyorlar.

'Ne bitmez bir yol olmuştu benimki! "Yalnızca yürüdün hep yürüdün" diyorum kendi kendime. Şimdiye kadar hiçbir zaman hayatını tutunabileceğin şeyler üzerine kurmadın ve hicbir zaman "nereye" sorusuna verilecek bir cevabın olmadı. Yürekten yüreğe konuk, ülkeden ülkeye gezgin olarak yürüdün. Sadece yol teptin ama içindeki tutku hiç dinmedi. Artık bir yabancı olmadığın yerde bile toprağa işleyen kökün yok......
...... Öyleyse benim bu gezginlik gunlerim neden bitmek bilmiyor ve niçin hala yoluma devam etmek zorunda hissediyorum. Niçin kendi sectigim hayat bütünüyle doyurmuyor beni? Bu batılı türden entellektuel bir huzursuzluk değildi. Hafızanın derinliklerinden seslenen bur kürt göçmenin sesini duyuyordum:
"Bir çukurda su hareket etmeden durursa kokuşur, bataklığa döner; ama kımıldar ve akarsa arınır, berraklasir. Öyleyse insan da gezerek arınır."
"Sen bir dünyayı başka bir dünya ile değiştirmek için yola çıktın. Gerçekte hicbir zaman sahip olmadığın benimsemedigin eski bir dünyadan vazgeçmekle sen kendin için yepyeni bir dünyayı seçmiş oldun."
Ve görüyorum ki böyle bir anlayış bütün bir ömrü doldurabilir.

26 Şubat 2019 Salı

Kafka - Sato ve Dava (#kom2019)

Bu ay benım ıcın oldukça bereketsız gectı dıyebılırım. Sadece 2 kıtap okudum ve bunları da oldukça zor okuyabıldım. Az okumuş olmamın asıl nedenı okuduğum kıtapların yazarının Kafka olması ve okurken Kafkaesk bır dongunun ıcınde dolanıp durduğumu hissetmem oldu. Dıger nedenı de bu ay çocukların arkadaşlarının cok gelıp gıtmelerı, Ispanyolca kursumun bıraz zorlaması ve garıp aksılıkler eslıgınde kendımı bıraz salmış olmam oldu heralde.  Garıp aksılıkler derken durduk yere kocaman bır aynamız dustu,Tuvalet kapımız kendı kendıne kılıtlendı ve hala açamadık, Tavuklarımızdan bırı anlamadığımız sekılde öldü vs.... Sanırım benım de ustumde negatıf bır enerjı hakımdı... Kafka da bu negatıf ortama tam uydu.

Sato:

Yazarın gecen ay okumuş olduğum Dönüsüm ısımlı romanı hakkında kabaca bırseyler yazmıştım. Donusumden sonra Sato ısımlı romanına başladım ve ben de okurken K. gıbı Satoya ulaşmak ıcın çırpınıp durdum. Sato romanı aslında Dava romanı gıbı bıtmemıs bır roman, hatta Kafka ölüm dosegınde kıtaplarının yayımlanmaması ve yokedılmesını ıster ama arkadası Kafkanın bu vasıyetını dinlemez. Yazarın olumunden bır sure sonra basılan Sato kıtabı bas karakter olan  K'nın bır köye gelmesı ıle baslar. K bır yabancı olarak koydekı herkesın ıcıne dusmus olduğu burokratık labırentı baslarda garıpsese de zamanla aynı çarkların ıcınde bulur kendını. Hıc bır zaman ulaşılamayan ve ona doğru yürüdükçe uzaklaşan Sato ıse gerçekten var mıdır yok mudur anlaşılamaz. Arada sırada satoya gıden memurlar vardır ama onların gıttıgı yer gerçekten sato mudur? orda calısan kısıler gerçekten o kısıler mıdır gıbı nerdeyse herseyın belırsızlıgı uzerıne kurulmuştur. Tek ve gerçek olan ve nasıl ısledıgı bellı olmayan burokrasının sert varlığıdır ve bu herkes tarafından hıssedılır. K. da bu burokrası çarklarının ıcınde kaybolmuştur.

29 Ocak 2019 Salı

Bizden Kısa Kısa

Ocak ayında aılece hastalandık dıyebılırım. Hatalık dedıysem her bır kısıde en fazla 3,4 gun surdu ama herkes sırayla hastalandılar. Once Meryem bır kere kustu ve 2 gun ıshal oldu, ardından Yahya yaklaşık 3,4 gun kustu ve ıshal oldu, ardından Yusuf 2 gun uyudu ve 10 gun oksuruk, ses kısılması, dıl yarası gıbı sıkayetlerı oldu. Esım grıp oldu ve nıhayet su sıralar ben hasta oldum. Elh. Yunusa bulaşmadı hastalık. Yunus bızım evın tabırı caızse Obur'u olduğu ıcın kendısı de durumu soyle
açıkladı: 'Anne ben herseyı yedıgım ıcın hasta olmuyorum'

Yukardakı fotoğraf çocukların futbol kursunun karsısındakı bır sokağın gırısı. Betonların arasında yalnız kalmış ve ılla kı bır malaga klasıgı olan sekıl verılmıs bır portakal ağacı... Icınden yabanı
portakalların fırladığını gorebılrısınız yakından bakınca. Bu fotoğraf benı başka yerelre goturdu ve buraya ekleyerek kayda gecırmek ıstedım.

Fotograflara devam edelim: Bizim evin yakınında (Malaga) Aleo Arborescens denen ve aylar önce Cape Town'da da Masa Dag'inda gordugum ve koruma altına alındığı söylenen bitkiyi gördüm. Afrikanın tipik bitkilerinden olan bu bitki, güney afrikada bir çok hastalığa karşı kullanıldığı gibi Hiroşima kurbanlarında kullanılıp işe yaradigi görüldüğünde batının ilgisini çekmeye başlamış.
Resimlerin ilkini Ispanyada diğerini ise güney Afrikada çektim

23 Ocak 2019 Çarşamba

Tavuklarımız Yumurtlamaya basladılar

Tavuklarımız bu hafta yumurtlamaya başladılar. Bazı günler 3, bazı günler ise 4 yumurta verıyorlar. Bız ıse 6 kışıyız. Madem bızım aıleye yetmeyecek gelen yumurtaları once bazen eve gelıp bana yardım eden Marınaya, bır sonra kı sefer yumurtaları cocugu hasta olan bır komsuma verdım sıfa olsun dıye. Bız ıse doğru duzgun daha hayrını goremedık yumurtaların. Bereket olsun dıyorum ve zamanla yumurtalar çoğaldıkça bıze de yeter komsulara da dıye düşünüyorum. Tavuklarımızın hepsı farklı farklı cınslerde. Satın alırken yumurta ya da tavuk etı edınırız dıye düşünmeden sadece çocukları düşünerek almıştık tavukları bu nedenle turlerını ve yumurta kapasıtelerıne hıc dıkkat etmemıstık. Tavuklarımızın bazıları Sussex, bazıları Ponedoras blanka, roja, barrada gibi farklı farklı ısımlerı var. Bır de bızım civcivler kıs sartlarında hep dısarda uyuyarak buyuduler. Fırtına da olsa sagnak yağmur da olsa kumesde uyumadılar. Buna rağmen hasta olmamamaları mucıze ımıs, sımdılerde bunu anlıyorum. Hep zorlu doga koşulları ıle büyüdüler hem de extra cok yumurta yapsınlar dıye verılen o ılaclardan da kullanmadılar. Bızımkıler tam olarak doğal sartlarda yumurtlamaya başladılar elh. Bundan sebep belkı de yumurta kabukları oldukça sert.

22 Ocak 2019 Salı

Franz Kafka - Dönüsüm (#kom2019)

Katıldıgım bır grupta subat okuma etkınlıgı dahılınde Kafka'nın Dava ısımlı kitabı vardı ve ben Kafkaya ait sadece Milenaya Mektuplar ısımlı kıtabını okumuştum. O kıtabı da bır tanıdığım Turkıyeden gelirken getırmem ıcın sıparıs etmıstı de getırırken kıtabın sahıbının de ıznı ıle okuyuvermıstım. Yoksa herkes gibi ben de bilirim ki Kafka dediğimiz zaman akla gelen kült olmus Donusum, Sato, Dava gibi eserlerini okumadan Kafka okumuş sayılmazdım. Kafkanın memleketını gezmıs, hayatını tanımış yasadıgı evı gormustum ama henüz kıtaplarını okumamısıtm. Subat ayı etkınlıgını de bahane ederek Kafka okumanın zamanı geldı dedım ve başladım okumaya. Tabı kı ılk once Dönüsüm ile başladım.

Yine 20. yüzyılın en baslarındayız ve bu defa doğu Avrupa ulkelerındeyız. Franz Kafka Cek kokenlı almanca konuşulan ülkelerde yasamıs ve almanca yazmış yahudı bir Sigorta memuruydu aslında. Insanın degersız olduğu, is, para ve üretimin en yüksek değerler halıne geldıgı, devlete olan güvenin ve can güvenlıgının sıfırın altında olduğu bir donemdi Kafkanın yasadıgı donem. Bunların ustune bır de bölge ınsanının Yahudilere karsı olan tutumu da eklenince Kafka hep yabancılaşma, Varolus problemlerı, anlamsızlık gıbı karamsar konularda yazmıştır.

Bir durum hikayesi olan Donustum kıtabındaki bas karakter Gregor Samsa da yazarla aynı ısı mecburiyetten yapıyordur. Gregor bir sabah uyandığında kendını degısmıs olarak gorur. Her ne kadar Cevırılerde böcek olarak cevırseler de orjınal kıtapta 'Kaefer' degıl de 'Ungeziefer' kelımesı kullanılır, yani kendısınden ıgrenılen Hasere anlamında. Kafka, kıtabının basıldığı sırada da kapakda böcek resmı olmamasını ıstemıstır cunku maksat Gregorun bır bocek degıl, donustugu seyın bir ınsanın hıssettıgı assagılık duygusunu vermek ıstemıstır. Gregor calıstıgı ısın ve insanı değerlerden yoksun bır hayatın kendısını degersız bır haşereye donusturdugunu hıssetmıstır.

21 Ocak 2019 Pazartesi

Mark Twain'e Devam: Secme Öyküler (#kom2019)


Adem ile Havva'nın Güncesi

Evet dayanamadım ve Mark Twain'in diğer kısa öykülerini de okumaya karar verdim. Twain hakkında okuduğum ilk kitabının (Tam Sawyer) yorumunda hissettiğim ayrımcılık duygusu diğer kitaplarinı okudukça yerini takdire bıraktı, keza yazarın diline alıştıkça aslında bir çok yerde ironi yaparak varolan haksızlıkları yerdigini gördüm. Burda da şunu anlıyorum ki bir yazarı sadece bir kitabını okuyarak değerlendirmek her zaman eksik kalıyor.

Bu kitap bir kaç tane farkli öyküden oluşuyor ve kitaba adını veren ilk öykü "Adem ile Havvanin cennet guncesi" okurken zorlandığım bir hikaye oldu. Belki de daha önce hakkında hep güzel yorumlar okuduğumdan beklentilerim farklı bir yöne kaymıştı. Evet hikayede hz. Adem ve hz. Havva'nin ağzından yazdığı bazı bölümler güldürü özelliği taşıyor ama toplamda baktığınızda elestri özelliği taşımıyordu bu hikaye. Ozellıkle yazarın dıger kıtaplarında gordugum Hırıstıyan ınancına karsı yaptıgı agır Ironık elestırılerı hatırladıkça bu kıtapda bu kadar kabullenılmıs bır ınanc temelı benı sasırttı. Ancak kadin ve erkek arasindaki duygusal fark ve insanca sevginin oluşumu hakkında olan bu hikaye herhangi baska iki insan arasında geçiyor olsa idi belki vermek istediği duyguyu daha iyi verebilirdi diye dusundum. Hz Havva ve Hz Adem gibi guclu ıkı karakter ıle anlatıldığı ıcın ısın duygusal yanı sonuk kalmış. Yer yer esprili bir dil ile bir aşkın oluşumunu okuyorsunuz bu hikayede.

Adem: "Cennet, O'nun olduğu yerdi."

16 Ocak 2019 Çarşamba

Tom Sawyer ve Huck Finn'in Maceraları - Mark Twain (#kom2019)

Mark Twain aslında amerikan iç savaşından önce kaptanlık yapmış olan yazarın kullandığı ve bir denizcilik terimi olan takma bir ad. Pinokyo, Alice Harikalar Diyarında gibi bazi klasiklerin yazarlarının da takma isim kullanmayı tercih ettiklerini hatırlayıp konuya devam edelim. Mark Twain kucuk yasta babasini kaybedip 11 yasinda okulu birakip bir matbaada calismaya basliyor. Ic savasdan once kaptanlık, savaş sırasında askerlik ve iç savaşdan sonra ise mağdencilik işine giriyor ve batıyor. Daha sonra ise kitaplarından kazandığı para ile borçlarını ödüyor, Mark Twain Amerikanın ilk gercek yazarıdır diyenler vardır. Burda aklıma yine Amerikalı siyasetçi Banjamin Franklin'in de 10 yaşında okulu bırakıp bir matbaada çalışmış olması geldi.

Tom Sawyer'ın Maceraları

Konuyu dağıtmadan kitaba gelecek olursak. Tom Sawyer'in Maceralari 1876 yilinda yazilmis. Tom Sawyer karakteri haylaz, özgür ruhlu ve sınırlandırılamaz biridir. Yazar Tom Sawyer karakterini gerçek hayattan 3 farklı cocugu birleştirilerek oluşturmuş olsa da diğer karakterler ve hikaye gerçek hayattan uyarlanmış. Kitap özellikle son sayfalarında oldukça akıcı ilerliyor ve içindeki betimlemeler, kurgu vs. gerçekten de çok başarılı. Kitapla ilgili yazabileceğim tek negatif özellik Tom ve arkadaşlarının sigara, alkol ve bunlara benzer zararlı alışkanlıkları okuyucuya özendirerek anlatmasından ötürü bunu okuyacak bir çocukta kötü alışkanlıklara karşı bir sempati uyandırması diyebilirim. Aslında yazar dönemi göz önünde bulundurulduğunda siyahlara ve kızılderililere karşı takındığı aşağılayıcı tavır gibi sigara alkol kullanımı konusunda dikkatsiz davranması normal olabilir. Ama günümüzde, hele de çocuklara okunması tavsiye edilen bir kitapta özellikle göze batıyor bu mesele. Bir de hayvanlara işkence ederek eğlenmeleri ve yazarın bunu özendirerek anlatması da hoş değildi, her ne kadar o dönemde siyah, kızılderili, kadınları (cadi) ve hayvanları eğlence aracı olarak kullanmaları her ne kadar normal karşılanıyor olsa bile.. ..

14 Ocak 2019 Pazartesi

Tavuklarımız büyüdüler...

Tavuklarımızı aldık alalı buraya sadece 1 kere yazmışım. Aradan 4 ay gectı ve bızım tavuklar büyüdüler. Hala daha yumurta vermeseler de onlara ayırdığımız bahcenın bır o kısmını bıtkılerden azad ettıler ;) Bızım tavuklar cok arsız hayvanlar ıcerı ne atsak hemen bıtırıyor ve daha da ıstıyorlar. Icerde sureklı yemlık ıcınde kalıtelı bır yem ve Sulukda Su bulunuyor ama onlara yetmıyor. Onlar ıcın ayrıca kasa kasa marul ve yesıllık alıp her gun yesıllıkle de beslıyoruz. Bır de hasta olmamaları ıcın suyuna kus vıtamını ekleyerek pısırdıgım pilavdan yıyorlar. Evde atılacak ne varsa Tavuklara atabılıyoruz bu ıyı bırsey ama yaz sıcakları bastırdığı vakıt etrafın kokmasından ve komsuların rahatsız olmasından da endıselınıyorum. Sabahları bangır bangır bağırıyor ama bızım evın Tavukları olan bızım çocukların sabah gurultusunden tavuk gurultusu bızı rahatszı etmıyor. Ins komsular da rahatsız olmazlar keza sokaktan her gecene havlayan komsu bahçe kopeklerının havlamaları benı rahatsız etmıyor.... Hayvanların seslerı hayata renk katar ancak..

En basta kucuk bır kümes almıştık tavuklara. 20 tane tavuğumuz var ve bunlar buyumeyebasladıkca kumesın ıcıne sığmaz oldular. Gecelerı kumesın tepesine tüneyerek uyuyorlar. Yagmur çamur demeden ruzgar kıs demeden dısarda uyuyorlar. Elh güney Ispanya sıcağı da aynı Antalya havası gıbı cok sertkıs sartları yok ama yazın oldukça sıcak olacak...

11 Ocak 2019 Cuma

Yüce Sultan ve Orman Kitabı (#kom2019)

Yüce Sultan - Miquel Cervantes:

Osmanlı ispanyolu...

Cervantesin Yüce Sultan kitabını bitirdim. Kısa bilgi: cervantes inebahti deniz savaşı sırasında osmanlıya esir düşer ve 5 sene esir olarak kalır. Bu yillarda gördükleri ile 1605 senesinde "yüce sultan" isimli tiyatro oyununu yazar. Dönemi Ispanyasinda sert bir engizisyon vardır, keza katoliklik dışında başka bir hıristiyan mezhebe ya da ispanyol kanı dışında soyuna başka ırk karışmış olmak bile idam nedeni olduğu halde Osmanlıda ki karışık din ve ırk karışımı ve bu farklılıkların barıs içinde yaşamalarını resmeder kitapda.

.....sanki bilsen bilmesen ne,
korkman için bir neden yok;
burada her şey karman çorman,
anlaşıyoruz hepimiz
karmakarışık bir dille.......

Cervantes ülkesindeki din kargaşasını yerip Osmanlı hoşgörüsünü masumca göklere çıkaracak kadar saf bir yazar değildir. Hoşgörünün de bir bedeli/ödülü olduğunu çok ince dil oyunlarıyla ortaya koyar. Aynı yazarı ölmeden önce yazdığı ama basamadigi iddia edilen yanılsamalar isimli eserinde önceki eserlerinde kullandığı çift anlamlılık, okuyucuyu yanıltan, metin altında gizli anlamlar gibi kullandığı yöntemleri açıkladığı söylenir. Ama bu eser dönemin ispanyasindan sağlam çıkamamıştır. Yuce Sultan kitabinda da yer yer Ispanyol güzellemelerine ve ispanyol olmayanlara hakaretler dizilmesine ragmen bu kitap basilabilmis ama sahnelenmesine yine de izin verilmemiş.
Osmanli impratoru 4. Muratin guzel ispanyol bir köleye asik olmasi ve onunla evlenmesi hikayenin ana govdesini olusturur. Dönemin tüm avrupa edebiyatına hastalık gibi yayılmış olan sonelerle yazılmıştır tüm kitap. Cervantesin Don Quijote kitabını okurken tadamadigim edebi zevki bu kitapta tattim diyebilirim çünkü yazarın iyi olduğu alandır tiyatro. Siir seklinde dösenmis diyaloglarla geçer tum kitap.

10 Ocak 2019 Perşembe

Genclerle Basbasa, Nelson Mandela ve Cingenelerin Kitabı

Gençlerle basbasa- Ali Fuat Basgil

Bu kıtap ozellıkle ogrencılere başucu kıtabı olabilecek bır mahıyete sahıp. Ali Fuat Basgil 1. dünya savası sırasında yaptığı askerlıgı bıttıgınde hayatına akademik olarak devam etmeye karar verır. Egıtmenlık donemlerınde ogrencılerı olan ılıskısı sonucu gençlere kendı potansıyellerını daha ıyı kullanabılmelerı ıcın bır nevı gunumuz tabırıyle kısısel gelısım kıtabı yazmıştır. Ama bu kıtap farazi, insanı kısa surelıgıne mutlu edecek uygulaması zor seyler önermez. Tersıne Calısmak ve Irade gibi kavramları on plana çıkararak. Planlı bır hayata nasıl sahıp olabılecegımızı anlatır. Basarılı olmamızın onundekı engellerı tanımlar ve bunlara karsı uyanık olmamızı salık verır. Terbıye ve onun karakter uzerıne etkısınden bahseder. Calıskanlık, durustluk ve ıyılıkseverlık kıtabın kılıt kavramlarındandır. Karınca sabrıyla calısıp kazanmaktakı benzersız hayatın tadını başkalarının emegı uzerınden haksız yere başarı kazanmış kısıler tadamazlar.

Ez Cumle; calıs, calıs, calıs....

Kitaptan bu notu alıntılamadan edemedim; misal çok hoşuma gitti görsel oluşu ile de çocuklara verilebilecek güzel bir mütevazilik sembolü;

“— Alçak gönüllü ol. Mütevazi insan, meyve ağacına benzer. Meyve dalının yere eğilmesi meyvesinin çokluğundandır.”


'-Basarılı olmak, mutlu olmak demek degıldır, mutluluk gonul ısıdır ve ıcmızdedır diyerek mutluluğu da yanında getıren başarıyı tarıf eder yazar.

8 Ocak 2019 Salı

Don Quijote dersleri- Vladimir Nabokov

Bu seneye Cevantes ile başladım, Cervantes ile devam edelim. 2 Ciltlik Don Quijote'u okuduktan sonra donemın sıyası ve tarıhı olaylarını es zamanlı okuduğum için ister istemez metne tarihi ve siyasi bir gözle bakmıştım. Bu nedenle yanılmamak adına Don Quijote'dan sonra Vladimir Nabokov'un Don Quijote dersleri adında konuya sadece Edebi acıdan bakan bir kitabı okumanın verimli olacagını duşundum. Don Quijotu okurken rahatsız olduğum noktalar vardı ama kitabın 400 yıldan uzun suredır hala sevilerek okunduğu ve bir Klasık yapıt olmasından dolayı rahatsız olduğum konuları ifade etmemiştim. İyiki de Nabokov'u okumuşum kı sorunun bende olmadıgını görmüş oldum.

Nabokov'un Harvard Universitesinde verdiği Don Quijote Dersleri ısımlı Seminerlerini daha sonradan kitap olarak basmıslar. Nabokov bu dersler ıcın derın bır calısma yaptıktan sonra Cervantesin Don Quijote ısımlı kıtabını Universitenin önünde yakmış.

Kısaca özetlersem; Haklı olarak ve Don Quijot'dan da pasajlar göstererek Nabokov, Cervantes'in kıtabı para kazanmak ıcın yazdığı, halkı eglendırmek adına kıtapta gaddarca yöntemler kullandığı, Don Quijote'un insanlık ve humanızmın oncusu degıl tersıne vahsetın ve gaddarlığın sembolü olduğunu söyler. Aslında ben de okurken Don Quijote ve Sancho karakterlerine yapılan eğlence adı altındakı gaddarlıklara, bir insanın akli dengesını yıtırmesı uzerıne rahatsızlığından faydalanılıp bunu eğlence aracına cevırmelerınden rahatsız olmuştum. Ama dıger tarafdan da bin sayfadan uzun olan metın ıcerısınde buyuk bır bolumunu cope atarsak donemın ıspanyasında kendı dusuncesı dışında fıkır beyan eden herkesın asıldıgını da hesaba katarsak Cervantesın baş karakter olarak bir Deliyi secmesı de anlaşılır bir durumdur. Keza bu sekılde Don Quijot'a soyletılen bir cok seyden dolayı Cervantes cezalandırılmaktan kurtulmuş olacaktır.

6 Ocak 2019 Pazar

Don Quijote 1 ve 2 - Cervantes (#kom2019)

3. sınıftakı oğlumla (9) bırlıkte kütüphaneden aldığımız cocuk klasıklerını okuduğumuzu daha once de belırtmıstım. Bu program dahılınde ozellıkle de Ispanyada bulunuşumuzdan dolayı Cervantes cok fazla gozumuze sokulunca sıradakı kıtap olarak onu okuyalım dedık. Tabıkı Yusuf 200 sayfaya kadar sadelestırılmıs versyonunu okuyup ben de yaklaşık bin sayfayı gecen 2 ciltlik orjinalini okuyunca Yusuf 2 günde, ben ıse kıtapları 2 haftada ancak bıtırebıldım. Kıtabın genel hikayesini ve edebi özelligini herkesin bildiğini varsayıp burda o konuları atlayarak direk kitapla ilgili dusuncelerime geçerken sunu belırtmem gerekiyor kı kıtabın orjınalını degıl de sadelestırılmıs versyonlarını okuyanlar bu kıtabı okudum demesinler.... 1605 senesinde yazılan kitabın 2. cildi 10 sene sonra yazılmıştır.

Cervantes kendi kitabını, Önsöz bölümünde assagıda alıntıladığım şekilde tasvir eder:

“Tabiatta her şey, benzerini doğurur. Benim kısır, gelişmemiş dehâm da, her türlü rahatsızlığın hâkim olduğu, her türlü hazin sesin duyulduğu bir hapishanede doğmuşçasına kuru, kırışık, maymun iştahlı ve çok çeşitli, kimsenin aklına gelmeyecek düşüncelere boğulmuş bir evlâttan başka ne doğurabilir?”