20 Eylül 2018 Perşembe

Saraybosna-1

Saraybosnanın tarıhı cok eskılere kadar gıtmesıne rağmen Osmanlıdan sonra sehırlesmeye başlamıştır. Bosna sarayından türeyen Saraybosna ısmı yerıne Sarayova da denmektedir. Saraybosnada gezecek cok yer var. Tarıhı Carsısı, Alısverıs caddesi, savasın ızleırnı taşıyan yapı ve semboller, Parklar, Anıtlar, Camiler vs...

Bir an önce resimleri sırayla eklemeye başlayayım yoksa Saraybosna da dıger bazı sehırler gıbı yazılmadan kalacak:

Kovaci Sehitligi:

Sehitlik aslında sadece bir sembol. Aslında Saray Bosnayı gezerseniz farkedeceksınız kı bos bulunan her toprak parçası sehtlige cevrilmis. O kadar cok sehıt var kı o 3 senelik savaştan arta kalan ınsanlar cenazelerını defnedecek mezarlık bulamayınca parklara bahçelere gömmüşler yakınlarını. Bir soluklanayım diye oturduğunuz bır parkta etrafınıza bakarsanız mutlaka bir kac mezar görürsünüz.

14 Eylül 2018 Cuma

Bu sene Ailece okullu olduk

Bizim okul maceralarımız malum bıraz karışık. Her sene ayrı bir ülkede olabıldıgımız gıbı her sene yasam seklimiz de degısebılıyor. Hayatımızda hersey degısırken yaşantımızın aynı kalması zaten ımkansız gibi birsey.

İspanyada 2. senemiz. Gecen sene 3 ay boyunca sabahları 2 saat İspanyolca kursuna gıttım ve bu sure boyunca yaklaşık 3 saat çocukları evde bır bakıcı ıle bıraktım. Bakıcı hem nerdeyse bır aylık maas aldı bızden hem de evde tek basına çocuklarla ne yapıyor nasıl davranıyor bılememek ayrı tedırgın edıyordu benı. Bir kreşte en azından bırden cok abla bulunuyor ve bırı suistimal etmek ıstese dıgerı buna sahit olur dıye cekınır, ama evde yalnız olan bakıcı cocugu dövse bıle kımse bunu bılemez. Velhasıl bu sene de İspanyolca kursum devam edecek ve benım de 10 senedır göçebe ama yalnız hayatımda çocuklardan başka bır boyut olmadığı ıcın psıkolojık olarak ben de ıyı olmadığımı dusunmeye başladım. Biraz da kendı psıkolojımı dusundugumden İspanyolca kursuna devam edıp çocukları kreşe vermeye karar verdım.  Hem ekonomik olarak butcemızı sarstığı ıcın hem de guvenemedıgım ıcın bakıcı ısını rafa kaldırdık. 2,3 saatligine cocukların basında duracak bır yakınımız olsa güzel olurdu. El mahkum kreşlere yöneldık. Bıze yakın 1 tane ozel kreş var ben de çocukları oraya verdım. Icerıge gırmıcem genel olarak güzel sevecen ablalar var. Dırek aıle bıreylerının okul baslama maceralarına dalacağım sımdı.

8 Eylül 2018 Cumartesi

Tavuk beslemeye basladık

Öncelikle bizim evde hayvan besleme tarıhcemızı kısaca özet geceyim.

İsvicrede iken bir tanıdığımız kesin dönüş yapacaktı ama evde gerçek bıtkı ve gerçek topraklı Akvaryumunda besledıgı balıklarını bize vermek ıstedı. Bizde de çocuklar vardı ve bakımının kolay olacağını dusunup almıştık. Oysa sık sık kumunu yıkamak bıtkılerın ılaclarını vermek vs. gerçek kum ve bıtkısı olan akvaryumların bakımı hıc de sanıldıgı gıbı kolay degılmıs. Hanı sahte cıcek ve tas olan ve hatta motoru ıle suyunu kendı kendıne degıstıren akvaryumların bakımı kolayken bızım akvaryumun suyunu da bızım degıstırmemız gerekıyordu. Gunluk suyu hareketlendıren kucuk aparat dışında suyu devır daim yaptıran bır Motoru da yoktu yanı. Velhasıl biz temızlıge odaklanmışken ıcerdekı Vantuz balığı buyumus de buyumus teker teker bızım akvaryumdaki kucuk balıkları yemeye başlamış. Biz balıkları arıyoruz ama ortada ölü balık da yok nerde bu balıklar dıye meraklanırken zaman sonra Buyuyen Vantuz balığı akvaryumda kalan son buyuk balığımız Melek balığını kovaladığı zaman anladık durumu. Melek balığımız da kaça kaça öldü derken ben balıklara bakamadığım ıcın cok üzülmüştüm.

7 Eylül 2018 Cuma

Meryem ile kısa bir Viyana hatırası

Maputodan eve dondukten sonra kısa surelıgıne Vıyanaya gitmem gerekıyordu. Meryem hala ana kuzusu oldugu ıcın onu da aldım yanıma. Büyük oğlanları ise babada bıraktım.

Rotamız: Malaga’dan Viyana’ya, yol 3 saati geçiyor. Kucakta bebekle dar koltuklu ve suyu bile yanında pos makinesiyle satan hostesler eşliğinde eurowings havayolu ile bu yol nasıl geçer diye kara kara düşünürken Allah yardımıma koştu elh: koltuğum 3 koltuklu bir sıranın koridor tarafına bakıyordu, yanım tabiki dolu. Benim oraya oturduğumu görünce yandaki cok medeni İspanyol gençler hemen hostesi çağırıp fısır fısır konuşuyorlar, tabi ben konunun yer değiştirme olduğunu anlıyo...rum. Yanımdakiler islam düşmanlığından mı, yabancı düşmanlığından mı yoksa Bebek, çocuk düşmanlığından mıdır bilmem başka yere geçmişlerdi. Onlar yanımdan kalkarken ben de teşekkür ettim.

6 Eylül 2018 Perşembe

Mozambik: Maputo

Cape Towndan Johannesburg aktarmalı olarak Maputoya doğru yola çıktık. Vasko de Gamayı ve Portekiz’i Mozambik’i sömürgeleştirdi diye sevmediğini söyleyen Bob Dylan ın Mozambik isimli şarkısı eşliğinde...


Biraz Tarih:

Batı işgalinden önce Arap bir Seyh olan Musa Bin Mbiki aracılığıyla arap coğrafyası ıle ticaret yapan bölgenın ısmı seyhın adından 'Mbiki' den türeyerek daha sonraları Mozambik olarak anılmıştır. 1498 de Vasko de Gama Mozambige ugramıs ve batının ilgisi altın bulma ümidi ile bu topraklara kaymıştır. Batı tarafından kotu muamele gorup köle olarak alınıp satılan Kolonı devletı Mozambık ancak 1975 de Samora Machel başkanlığında Mozambık Halk Cumhurıyetı ismi ile Komınıst bır devlet olur. Tam 11 sene sonra 1986 da hala nedenı açıklanamayan bır uçak kazasında hayatını kaybeden Samora Machel ülkede hala daha bir Önder olarak anılır. Machelın ölümünden sonra devletin Marksist kanadı daha da güçlenerek  tüm Endüstri kamusallaştırılıp Küba, Sovyetler ve Dogu Almanya gibi kominist ülkelerle işbirliği yapılmıştır. Hatta simdilerde bile Mozambik radyolarını acıtgınızda Küba esintilerini yakalarsınız... Avrupalı kalıfıye personel ve yatırımcılar ülkeyi terk edınce ülke ekonomisi ciddi zarar görmüş. 1976 yılında başlayan ic savaş 16 sene sürmüş ve 90 senesınde yapılan Anayasa degısıklıgı ıle Komınıst tek partılı düzenden, demokratik cok partılı düzene gecılmıs ve 92 senesınde ic savaş sona ermıstır

3 Eylül 2018 Pazartesi

Cape Town: Ümit Burnu

Yıl 1488 Bartolomeu Dias tarafından bulunduğu iddia edilen ve aslında Afrika’nın en uç noktası da olmadığı halde en uç nokta diye pazarlanan yer burası: Ümit burnu.
Yıl 1497 Vasko de Gama tarafından Afrika’nın yaklaşık 2 saat daha ilerisinden yani asıl en uç noktasından dolanarak Hindistana geçiş yolunun keşfedildiği iddia edilir tarih kitaplarında.
1470 tarihinde ölen Piri Reis ise çoktan Amerika’nın, Afrika’nın ve hatta Antarktika’nın bile ayrıntılı resmini çizmiştir ama ...tarih kitapları bunu yazmaz.
Demem o ki Endülüsden çaldıkları bilgileri kendi özel buluşları gibi yutturdular ya millete!!! İşte bu Ümit burnu da Afrika’nın en uç noktası diye pazarlanırken 2 saat yol daha gidemeyecek olan turistleri düşünmüş olsa gerekler. Şimdi cape Town gibi kalabalık bir yarım ada şehrinde getirecekleri turist ile 2 saat daha uzaklıkta olan ıssız bir yere getirebilecekleri turist sayısı aynı mı? Adamlar ülkeyi pazarlamayı çok iyi biliyorlar.
Doğası muhteşem, eyvallah.... ne varsa zaten doğal olanda var. Sık çalılıklar ve içlnde birçok havanın yaşadığı bir doğal koruma alanı (park) burası. Babunlar (bir maymun türü) belki yiyecek birşeyler verirsiniz diye sizinle birlikte ilerlerken deve kuşu ve diğer hayvanlar ise insanlardan uzaklaşmayı tercih ediyorlar.
Yolun sonunda vardığınız Ümit burnu ise, ticaret yollarını kapayan Osmanlı’dan dolayı Hindistana varacak başka bir yol arayışı ile Endülüsden köle olarak zaptettikleri müslüman denizcilerin de yardımı ile Avrupalılar buraya vardıklarında o kadar sevinmişler ki ondan sebep adına Ümit burnu demişler. Taaa o zamanlardan beri tepeye kondurdukları deniz feneri ise hala tarihi eser olarak korunuyor. Bu deniz feneri cok iç kısımda olduğundan cok gemi karaya oturmuş ve daha görünür ve açıkta olan başka bir yere yeni fener yapılmış. Kayalıklardan tepeye tırmanarak görülen eşsiz manzaraya çocuklara rağmen biz de Nail olabildik elh. Yusuf zaten kayalara tırmanmayı çok istiyordu biz de buralara gelmişken bundan da eksik kalmayalım dedik ve biz de tırmandık o kayalara.

Cape Town: Safari, Penguen Sahili ve Fok Balıkları

Güney Afrika’ya (cape Town) gelip de 5 büyük hayvanı (zürafa, aslan, fil, gergedan, zebra) kendi doğal yaşam alanlarında görmeden olmazdı. Tamam kabul ediyorum bu aslında tamamen serbest yaşam alanı değildi. Gerçekten cok büyük bir alan içinde serbest yaşayan hayvanlar ama sadece aslanların bölümünü elektrikli tellerle sarmışlardı. Her hafta besliyorlarmış aslanları. Diğer hayvanlar otobur olduğu için kardeş kardeş ve serbest serbest geçiniyormuş. Fillerin önümüze geçip yürüm...esi, aslanların miskin miskin yatmasına rağmen bizi yine de korkutması vs... 4 küçük çocukla yapılabilecek kompakt bir safari oldu. Ülkenin kuzeyinde aslında gerçek, doğal ve koruma altına alınmış asıl Safari Bölgesi var. Orda aslanlar da serbestler, bir hayvan görmek için saatlerce alanı dürbünle taraman gerekebilirmiş. O Safari 4 küçük çoçukla hem yorucu hem pahalı olurdu. Safari bitiminde de cocuklar tesisin çocuk Parkında oynadılar. Gelelim fotoğraflara:

2 Eylül 2018 Pazar

Cape Town: Masa Dag, Doga Tarihi Müzesi ve Dönme Dolap

Masa Dag (Table Mountain)

Cape Town’da son gittiğimiz yer Dünyanın 7 doğa harikasından biri olarak kabul edilen Masa Dağ oldu. Adına masa dağ denmesinin nedeni üst yüzeyinin masa gibi düz olması. Çoğunlukla tepesine bulut oturduğu için her zaman çıkmak mümkün olmuyor, hatta bulut üstünü örttüğünde buluta da masa örtüsü deniyor.
Cape Townda ki son günümüzde sabah Fok balıklarını seyretmek için denize açıldığımızda beni deniz tutmuştu. Bu nedenle son günkü tüm programımızı benim yüzümden iptal etmiştik... ve ben bir kaç saat evde yatarak dinlenmiştim. Öğleden sonra kendimi toparlayınca en azından Masa Dağa çıkalım dedik ve son teleferiğe yetiştik. Masa Daga çıkış ücreti çok yüksekti, zaten genel olarak Cape Town pahalı bir yermiş. Afrika şehri ucuzdur diye düşünmeyin Cape Town bir Avrupa ya da Amerika şehrinden daha pahalı diyebilirim size.
Tepeye çıkana kadar Yahya (3) teleferiğe binme heyecanı ile cıvıldayıp durdu. Yahyaya bir araç olsun zaten herseye biner.....
Tepede koruma altına alınmış botanik bitki çeşitlerinden tutun bölgeye özgü hayvan çeşitlerine kadar bir flora mevcut. Biz cok geç çıktığımız ve kış ayına denk geldiğimiz için hayvanlarla tanışamadık ama manzara muhteşemdi tabiki. Allah’ın yarattığı ve koruma altına alınan yani bozulmamış herşey muhteşem değil mi zaten..... Suphanallah deyip 5 günlük programımızda gidemediğimiz Mandelanın hapsedildiği Robben adasını da bu Dağdan seyrettik.

Cape Town: Campany Garden

Bu ağaç da 1704 senesinden beri ayakta.
Campany Garden:

Cape Town gezimizin 2. gününde hava yağmurluydu ve biz de yazlık kıyafetlerle geldıgımız ıcın soğuk ve yağışlı olan Güney yarımkürede kapalı bır yerler gezelim de ıslanmayalım dedık. Planda Doga Tarıhı müzesini gezmek varken once Müzenın yanında bulunan bahcelerı dolaştık.

Cape Town merkezde bulunan Campany garden 1650 lerde ilk Avrupalı yerleşimcilerin gelen gemilere taze sebze yüklemek için kurduğu bir bahçeymiş. Avrupadan Hindistana gecen ticaret gemileri burda durup bahçede ekilen sebze ve meyvelerı gemılerıne yukleyıp uzun yolda kendilerine erzak yaparlarmış. İçinde güney Afrika’nın en eski armut ağacını da (1652) barındıran bahçenin en çok ilgimizi çeken yanı ortada serbest gezen ve insan canlısı olan sincap ve Kazları oldu.

Cape Town: Müslüman Mahallesi

Bu defa Rotamız Güney Afrikada bulunan Cape Town sehri. Afrika ülkesi ucuz olur diyerek dusunup oraya gıdınce yanıldığımızı farkettıgımız sehır... Yol uzun ve etekte 4 bebe varken bu yola cıkmak basta beni korkutsa da her zamanki gibi kapadım gözümü ve çıktım yola: Allah yardım etti elh.

Güney Afrika Cumhuriyetine gitmeden önce Mandelanın hayatını anlatan bir Holywood filmi seyrettim. Üstüne de Mandelayı analtan yine Batı Menseli bir kitap okudum. Hepsını daha sonra baska bır yazıda toparlayacağım. Güney Afrika Cumhuriyetine 1650 lerde ilk yerlesen Hollandalılar yerlilere karsı üstünlük sağlasalar da zaman sonra İngilizlerin gelmesi ve gücü ellerine almaları ile birlikte Afrikalı yerlılerın kölelik donemı başlamış. Zamanla kölelik kalksa bile 1990 lara kadar siyahilere yapılan zulum bıtmemıs. Yayılan savaşlarda batılıların sılah gucu olduğu ıcın yerlıler kaybetmısler.

6 Ağustos 2018 Pazartesi

Bosna - Mostar

Mostar tarihi doğu kısmında Müslümanların, batı kısmında da Hırvatların yasadıgı tarihi bir sehir. Neratva nehrı ile ayrılan bu ıkı bölgeyi Mostar köprüsü birleştirir. Sehirde cok fazla Osmanlı eseri bulunurken tas evleri ve tas doselı sokakları ıle tarihi hala canlı bir sekilde yasatabılıyor. Gunumuzde dalgıçların atlayış yaptığı Mostar köprüsünün altından akan Neretva nehri için Evliya Celebi 'İzleyeni Korku ve Merak içinde bırakır' demiştir. 1566 senesinde Kanuni tarafından Mımar Sınanın ogrencısı Mımar Hayrettıne yapırılan Mostar köprüsü Osmanlının en meshur eserlerınden biridir. Avrupada en sık zıyaret edılen anıt eserlerın basında gelen Mostar koprusu Unesco tarafından da Dünya Mirası listesine eklenmıstır. 1990 larda Hırvatlar tarfından yıkılan Köprünun parçaları daha sonra nehirden tek tek toplanarak Türkiyenin de içinde bulunduğu bır organızasyon tarafından terkrar ınsa edılmıstır.

Saraybosnadan arabayla Mostara vardığımızda öncelıkle Mostar köprüsünün bır tarafından dıger tarafına doğru carsı ve dükkanların arasından yürüdük. Mostar koprusu basamak seklınde yapıldığı ıcın bebek arabasını kopru basındakı bır dukkana emanet bıraktık. Tas doselı tarihi küçük sokakların her bir kosesıne dukkanlar açılmış olan yolda yürümek 4 çocuklar bazen zor olsa da bosnak ınsanının sıcak kanlılığı ve yardımı sayesınde çocukları kaybetmeden yürüyüşümüzü tamamlayabıldık.

27 Temmuz 2018 Cuma

Kemal Sunal Fenomeni - Osman Özsoy

Son zamanlarda çocuklarla Kemal Sunal fılmlerı seyrettıgımızı yazmıştım daha önce. Madem seyrediyoruz biraz da okuyalım dedim ve evde buldugum bu kıtabı okumaya başladım.

Osman Özsoy'un Kemal Sunal Fenomeni isimli kitabını yeni bitirdim. Emege saygısızlık etmek ıstemem ama 2000 yılında ölen Kemal Sunal hakkındaki bu kitap 2 sene sonra cıkmıs ve belkı de Kemal Sunalın ölümünün popüleritesi geçmeden yetiştirilmeye calısıldıgı ıcın olsa gerek içerik olarak baktığımda 240 sayfalık kıtabın ıcınden tas çatlasa 100 sayfalık ıcerık ancak çıkar diyebilirim. O kadar cok tekrar tekrar ve aynı seyleri kopyalamışlar ki okurken sinirlerim bozuldu. Son sayfalarını cok hızlı okudugmu farkeden oğlum Yusuf (9) -Aaaa Anne ne cabuk bitirdin diye sasırınca ben de ona -Okurken düşünmek zorunda kalmadığım ıcın hızlı ılerlıyor keza hep aynı seylerı tekrarlamışlar dedim. 

Kıtabın alel acele yazıldığını düşündüren bir diğer sey ise kitapta doğru duzgun Kemal Sunal hakkında extra bır calısma yapılmamış olması ıdı. Kıtap Kemal sunalın yaptığı bır soylesıyı, yazdığı Tez'i ve cesıtlı donemler cesıtlı ünlülerin Sunal hakkında soyledıklerını baz alarak yazılmış. Kemal sunal hakkında bir İstatistik yapılmamış, Fılmlerı hakkında soyle dıse dokunur degerlendırmeler yapılmamış, o yapılmamış , bu yapılmamış.... Biraz daha üstünde calısıp güzel bır kaynak eser cıkarabılecekken, Sunalın ölümünün üstünden cok vakit geçmeden kıtabı pıyasaya çıkartıp satmak ve para kazanmak oncelenınce bu konunun ziyan edilmiş olduğunu düşünüyorum.

Kitabın içeriğine gelecek olursak bence kıtaptakı en dişe dokunur ve okurken en keyıf aldığım bolum 'Dünya ve Türkiye'de Sinema' başlıklı Giris bölümüydü. Giris bolumunden bır sayfayı paylaşmak ıstıyorum.