17 Temmuz 2016 Pazar

Şanlı Direniş - Atilla Yayla

Aslında bloğumda güncel, siyasi ve benzeri konularda yazmıyorum. Bır nevı günlük burası benım ıcın. Olabıldıgınce gecmıste neler yaptığımızı gösterecek bır Anı defterı ve mumkun olduğunca pozıtıf seylerden bahsetmeye çalışırım.
 
Malum Darbe gırısımı nedeniyle nerdeyse 2 gecedır uyumuyoruz. 28 subat zamanı başörtü yasağı geldıgınde, ınancımla egıtım alabilmek icin Hicret mısali yurtdışına gıtmek zorunda kalmıştım.
 
Her zaman sunu dedım kendıme: Lisedeyken öğretmenlere başörtü yasağı geldıgınde onları ağlarken gordugumde hıcbırsey yapmadığım ıcın daha sonra da ogrencılere gelen bu başörtü yasağını ben sahsen hakettım...... Sımdı zulum gören komsunu savunmazsan o zulum mutlaka senı de bulur. O zamanlar benı de bulmuştu... Bu defa aynı hatayı yapmadık.
 
Gelelım bu güne. Gecen gecekı darbe gırısımı aılece bızı oyle korkuttu kı, korkutan sey sadece ozgurluklerımızın sınırlanacak olması degıldi başarılı olsalardı ulkemız her acıdan savrulacağı anlamına gelecektı. Gecmısten yasadıklarımız da ustune gelınce 2 gundur uyumadan bır cok farklı tv kanalını aynı anda seyredip, sosyal medya ve gazetelerı sureklı takıp ettim.
 
Yazacak, söyleyecek, olan, olmayan oyle cok sey var kı.... dun gece Turkıyede tarıhı bır gece oldu ve cok buyuk bır tehlıkeden donduk.  Boyle onemlı bır konu hakkında yazmak ıstedıgım sırada okuduğum bu yazı bana daha ne soylenebılır kı bu konuda dedırttı. Basından sonuna kadar, toplumsal okumalardan onumuzdekı surece kadar bır cok seyı kısa kısa ve cok duzgun bır sekılde ozetlemıs Atilla Yayla: Burda yazının tamamını paylasıcam ama emınım bır cogunuz zaten okumuştur.
 
Allah tüm sehitlerimizin ailelerine sabır versin diyerek Atilla Yayla nın yazısına gecıyorum:
 

15-16 Temmuz Şanlı Direnişi’nden Dersler ve Gözlemler

Türkiye tarihine 15-16 Temmuz Şanlı Direnişi olarak geçecek hadiseden çıkartılması gereken çok ders var. Şüphe yok ki ilerde tarihçiler ve sosyal bilimciler vakayı her yönüyle, daha fazla bilgiye dayalı olarak ve derinlemesine inceleyecek. Hadiseyi yakından gözlemeye ve müdahil olmaya çalışmış, onun içinde bulunmuş ve onun bir parçası olmuş biri olarak bazı gözlem ve tespitlerimle çıkarılması gereken dersler hakkındaki fikirlerimi sıcağı sıcağına derlemek istiyorum.
 
1. En başta yapılması gereken şey olayın niteliğini ve boyutlarını tespit etmek. Bazı edepsiz ve ahlâksızlarla aklını adeta yitirmiş kimselerin iddia ettiğinin tersine, şahit olduğumuz ve içinden geçtiğimiz şey bir tiyatro, mizansen, potansiyel kurban/mağdur tarafından tezgâhlanan bir oyun değildi. Tam manasıyla, dört başı mamur, çok iyi planlanmış ve örgütlenmiş, iç ve dış ayakları hazırlanmış bir darbe teşebbüsüydü. Böyle olmadığını iddia edenlerin bazıları zaten düşük siyasal ahlâk standartlarıyla tanıdığımız kimselerdi diğerleri ise şu iki şeyi birbirine karıştıranlardı: Bir darbenin yapılması ve bir darbe sonrasında gerçekleşebilecek şeyler. Darbe yapılamadığından darbe sonrası kötülükler gerçekleşmediği için darbe teşebbüsü görmezden gelinemez, önemsizleştirilemez. Darbeler birbirleriyle yarıştırılamaz.
 
Darbe çok iyi planlanmış ve darbeciler gayet iyi örgütlenmişti. Zaten failin bu konudaki tecrübesi ve becerisi malûm. Uygulama büyük ölçüde Balyoz Darbe Planı’na benzemekteydi. Darbeci unsurlar çok disiplinliydi ve psikolojik olarak iyi motive edilmişti. Dış dünyada da gerekli hazırlıklar yapılmıştı. Emir komuta zinciri içinde yapılan bir teşebbüs olmaktan ziyade 27 Mayıs darbesi gibi bir sekteryen kesimin girişimiydi. Ama darbeyi tüm TSK adına yapılıyormuş gibi sunmak için planlar hazırlanmıştı. Üst komuta kademesi etkisiz hâle getirildi. GK karargâhı işgal edildi. Komutanlar esir alındı ve başka yerlere nakledildi. TSK’nin içi iletişim ve haberleşme sistemi kontrol altına alınarak tüm TSK mensuplarını dâhil ve motive etmek için atağa geçildi.
 
Sekteryen bir teşebbüstü ama hayli geniş ve “ölü gibi itaat” eden, yani askerî itaati aşan bir boyun eğiş mensuplarına yıllarca öğretilmiş bir askerî taban harekete geçirilmişti. Aynı anda pek çok yerde ordu birlikleri kullanıldı. Cumhurbaşkanının kaldığı otel kırk kişilik bordo bereli ekip tarafından basıldı ve bombalandı. Demek ki Cumhurbaşkanı daha en başta öldürülmek veya kaçırılmak istendi. Bu yapılabilseydi darbenin başarılı olma ihtimâli artardı, belki de kesinleşirdi. Kitle iletişim araçları TRT başta olmak üzere denetim altına alınmak istendi. Toplum kaba güç gösterileriyle ve uçaklarla helikopterlerin  toplumu terörize etmesiyle sindirilmek istendi. Polis karargâhları ateş altına alındı. Türkiye tarihinde ilk defa Meclis bombalandı. Kısaca tam bir darbe teşebbüsü gerçekleşti. Darbe sadece yürütmeye değil aynı zamanda yasamaya karşıydı.
 
Bunun bir tiyatro veya önemsiz, sıradan bir olay olduğunu söylemek için akılsız ve ahlâksız olmak lâzım. Darbe teşebbüsünün AK Parti’ye fayda sağlayacağı kanaatiyle darbe teşebbüsünün sorumluluğunu iktidara yıkmak da ancak mantık yoksunlarının düşünebileceği bir şey olabilir. Bir olayı yarar sağlamak için planlamak ve yapmak ile bir şekilde ortaya çıkmış bir olaydan isteyerek veya istemeyerek faydalı çıkmak ayrı şeyler.
 
2. Darbe teşebbüsü başarısız oldu. Buna birkaç faktör katkı sağladı. En başta Cumhurbaşkanı, Başbakan ve kabinenin eski zamanlarda olduğu gibi askerî hareketlenme karşısında tası tarağı toplayıp veya meşhur deyişle “şapkayı alıp” gitmemesi belirleyici oldu. Önce Başbakan sonra Cumhurbaşkanı darbeye direnileceğini ilan etti. Özellikle Cumhurbaşkanının çağrısı geniş halk kesimlerini motive ve seferber etti. Milyonlar meydanlara, sokaklara ve özel önemi sebebiyle havaalanlarına koştu. Benim gözlemlerime göre toplumun darbeye karşı kesiminin oranı yüzde 85’ten fazlaydı. AK Parti tabanı şüphesiz en büyük parçaydı. İkinci büyük parça MHP tabanıydı. Ak Partili Kürtlerin tamamı ve HDP’li Kürtlerin hatırı sayılır bir kesimi de darbeye karşı çıktı. CHP tabanı da yine benim gözlemlerime göre en azından yarı yarıya darbeye itiraz etti. Darbeye sessiz destek sunanlar bir miktar CHP seçmeni ile demokrasiyi ağzından düşürmeyen ama demokrat olmayan kimi sol entellektüellerdi. Meselâ, her yerde halk tankların önünü keserken sadece İstanbul Bağdat Caddesi’nde tanklara “geç kaldınız” nidalarıyla alkış tutuldu.
 
3. Darbeye karşı siyasî partiler genel olarak iyi sınav verdi. AK Parti tabanı ve teşkilâtı bir sivil direniş mekanizmasına dönüştü ve canla başla mücadele etti. Bu bize toplumda karşılığı olan, iyi teşkilâtlanmış partilerin yapabileceği şeyler hakkında iyi bir fikir verdi. MHP tabanı organizasyonda aynı ağırlıkta olmasa da katılımda AK Parti tabanıyla yarıştı. Muhalif partilerin liderleri arasında en hızlı ve net konuşan Devlet Bahçeli oldu. CHP gecikerek, tereddüt ederek ve ilgisiz meseleleri karıştırarak da olsa kafileye katıldı. HDP liderliği de bir süre tereddüt yaşadıktan sonra demokrasiye sahip çıktı. Meclis dışında bulunana Saadet Partisi, Hak-Par ve Hüda-Par da darbe teşebbüsüne karşı açık ve net bir karşı tavır aldı.
 
4. Medya çok iyi bir sınav verdi. Darbe lehine tavır almadı. En önemlisi televizyonlardı. Halk tv gibi marjinal kanallar dışında tüm televizyonlar ekranlarını halkın direnişine ve darbeye direnen siyasetçilere açtı. Bu sayede toplum hem olan bitenden daha çok haberdar oldu hem de direniş için daha motive duruma geldi. Darbecilerin eskiden olduğu gibi tüm medyayı bir anda tümüyle kontrol altına alması da imkânsızdı. Medyadaki çeşitlilik, adem-i merkezilik ve çoğulluk darbecileri komik duruma düşürdü. Önce TRT’ye odaklandılar. Sonra sanırım hem hayal kırklığından hem de kendileriyle saf tutacağını sandıklarından CNN Türk’e yöneldiler. Bu kanal demokrat bir tavır aldı. Darbeye destek vermedi. Kanalın yayınını zorla kestirdiğini sanan saf askerleri oyuna getirerek ekranlarını açık tuttu. Böylece rezaletin iyice görülmesini sağladı. CNN Türk’ün bu tavrında öyle sanıyorum ki asıl belirleyici olan kanalın genel yayın müdürü Erdoğan Aktaş’tı. Yoksa Doğan grubu mazisi ve mevcut insan kompozisyonu itibariyle darbecilerle iş tutmaya yatkındı.
 
5. Polis harika bir iş çıkardı. Direndi, silahlı çatışmalara girdi, operasyonlar düzenledi. Ama aşırı ve gereksiz şiddet kullanmadı. Askerlere karşı öfke ve nefretle hareket etmedi. Anayasal düzeni korumaya odaklandı. Daha hafif silahlara sahip olmasına rağmen yarı sivil olmasının zekâsında ve davranış kodlarında yarattığı avantajları ve üstünlükleri kullanarak darbeci birlikleri en az şiddetle ve çoğu zaman barış içinde kucaklayarak etkisiz hâle getirdi.
 
Polisin bu başarısı bana yıllar önce yaşadığım bir olayı hatırlattı. 2000’li yılların başında Polis Akademisi’nde düzenlenen bir güvenlik sempozyumunda bir oturuma başkanlık yaptım. Bir ara darbelerin nasıl önlenebileceği tartışılırken mealen şunu söyledim: “Darbeleri önlemek sanıldığından daha kolay. Polise darbeye teşebbüs edenleri takip etme, haklarında istihbarat toplama, harekete geçmeye hazırlanırken veya geçtikleri anda yakalayıp adalete sevk etme ve gerekirse silah kullanma yetkisi ve gücü verilirse darbeler biter.” Bu sözlerim üzerine, ara verince yanıma gelen bir polis şefi, “siz ne diyorsunuz, bu iç savaşa yol açar!” dedi. Ben de “açmaz, açarsa da bir defa olur ve bu iş ebediyen biter” cevabını verdim. Şimdi memnuniyetle görüyorum ki Türkiye dediğim yere geldi. İstikrarlı demokrasilerde bu böyle. Yanlış işlere kalkışan ve kendi içinde bunu önleyemeyen askerlere karşı harekete geçirilecek güç polistir. Polis elbette asker kadar silahlı olamaz ama hem nispeten silahlandırılabilir hem de motivasyonları askerlerinkinden daha üstün olabilir.
 
Altını tekrar çizmek gerekir ki bir demokraside polis askerden her zaman daha önemli ve daha fonksiyoneldir. Bu vaka bunu bir kere daha kanıtladı. Tahminim ve beklentim polis teşkilatını bir taraftan insan haklarına daha duyarlı olacak bir taraftan da darbecilere mücadele dâhil güvenlik işlerini daha iyi yerine getirebilecek şekilde geliştirmenin ülkenin bundan sonra ana hedeflerinden biri olacağı.
 
6. Darbenin püskürtülmesinin asıl ve gerçek kahramanı topluma oranları %85’i aşan halk tabakalarıdır. Bu insanlar hemen ama özellikle Erdoğan’ın çağrısından sonra sokaklara döküldüler. Zırhlı birliklerin önünü kestiler. Bazı yerlerde sivillere ateş açılmasına, bu yüzden ölümlerin olmasına, başka bazı yerlerde tankların insanları ezmesine rağmen tankların, zırhlı araçların, hatta bombardıman uçaklarının önünü kesmekten vazgeçmediler. Silahlardan kaçmadılar. Tankların önüne yattılar. Üstüne çıktılar. Bazen zor kullanarak ama çoğu zaman sözlerle askerleri ikna edip geri çevirdiler. Silahlarını ellerinden aldılar. Nerede polis ile bir askerî grup arasında fiilî bir çatışma veya çatışma ihtimâli varsa insanlar oralara koştular. Polise manevî destek oldular. Hayatlarını korkmadan tehlikeye attılar. Olaya şanlı olma boyutunu kazandıran da buydu.
 
Halk birçok yerde destan yazdı. Meselâ 2. Ordu’nun bulunduğu Malatya’da şehir halkı ve belediye tabiri caizse yöneticileri darbeye yatkın orduyu esir aldı. Kışlanın etrafını çevirdi ve tankların çıkartılmasına izin vermedi. Pistleri işgal ederek uçakların korku veya bombalama amacıyla kaldırılmasını engelledi. Bu inanılmaz bir şeydi. Buna benzer şeyler başka yerlerde de oldu. Örneğin İstanbul’da Vatan Caddesi’nde halk tanklı, makinalı tüfekli askerlerle çevrilen ve helikopterlerle vurulan Emniyet Müdürlüğü’ne siper oldu. Ankara Kazan’da ilçe halk, yaklaşık on bin kişi darbecilerin ana karargâhlarından biri olan Akıncı Hava Üssü’ne yürüdü. İçeri girdi. Pisti fiilen ve araçlarla işgal etti. Bu arada 7 kişi öldü. Bundan sonra Ankara’yı bombalayabilen uçakların sayısı 25’ten 3’e düştü. Böylece Kazan halkı  başkenti terörize eden uçakların çoğunun kalkışını engelledi. Yani direniş tam bir halk direnişiydi. Darbeyi asıl püskürten de bu faktördü. Zira halk direnişi hem darbenin gayri meşruluğunu iyice sergiledi hem de bazı askerlerin, özellikle neye alet edildiklerinden haberdar olmayanların, emir alanların aklını, vicdanını hareket geçirdi. Bazı yerlerde halka ateş açıldıysa da birçok yerde bu yapılmadı. Ortalığı kana bulayabilecek askerler silahını halkına ateşlemedi.
 
Bazı ahlâksızlar halkın devreye girmesini, meydanlara ve sokaklara toplanmasını yanlış buldu. İç savaşa sebep olacağını söyledi. Tam da tersine, halkın katılımı belki de bir iç savaşı engelledi. Bir kere halk devrede olmasa çatışma asker-polis çatışmasına dönüşecekti. Belki de devreye bir noktada darbeci olmayan askerler girecekti. Halk katılımı bunu frenledi. Ayrıca iç savaş olabilmesi için hatırı sayılır bir halk desteğinin darbecilerin yanında olması lâzımdı. Darbeciler geçici de olsa bir otorite tesis edebilselerdi bu ihtimal dâhiline girebilirdi. Bereket versin bu duruma hiç ulaşamadılar ve bir süre sonra komik duruma, hatta terörist durumuna düştüler.
 
7. Bu olay turnusol kâğıdına dönüşerek gerçekten demokrat olanlarla sözde demokrat olanları ayırt etmemize imkân sağladı. Özelde liberal demokratım genelde liberal demokratım demenin demokrat olmaya yetmediğini kanıtladı. Galiba demokratlığın iki boyutu var: Söz ve icraat/tavır. Demokratım demek kolay ama demokrat olmaya yetmiyor. İnsanlar aynı zamanda tavırlarıyla da test ediliyorlar. 15-16 Temmuz bir demokratlık testiydi ve bu testten geçemeyenler oldu.
 
Sık sık söylediğim/söylendiği üzere demokrasinin gerçek teminatının okumuş yazmış, entel takınan ve geçinen tipler değil sade, sıradan insanlar olduğu bir kere daha ispatlandı. Sade insanlar darbecilere karşı harekete geçti ve demokrasiyi kurtardı. Bazı aydın tabakaları eminim içten içe büyük bir sevinç ve umutla darbenin başarılı olmasını diledi, bekledi. Kendini tutamayan bazıları bu bekleyişlerini dışarıya da yansıttı.
 
Münhasıran demokratlık testini kaybedenler ağırlıklı olarak bir kısmı aynı zamanda Kemalist olan solculardı. Bunlar şöyle bir psikoloji içinde: Bu ülkede iyilik –meselâ demokratlık –adına bir şey olacaksa, bizden sadır olur, bizden sorulur. Bunlar diğer zamanlarda demokratlık iddiasını dillerinden düşürmez hatta bunu başkalarını ezme ve dışlama aracına çevirirken darbeye karşı direnişe mesafeli durdu,  sempatiyle bakmadı. Hatta bazıları aklınca katılanları küçümsedi, alaya aldı. Solcuların egemen olduğu odaların, baroların çoğu da aynı tutumu takındı. Böylece Türkiye solunun özde değil sözde demokrat, herkese değil kendine demokrat olduğu bir kere daha tescil edildi.
 
8. Darbenin siyasetçi, halk, polis, medya dayanışmasıyla bertaraf edilmesi Türkiye tarihinde yeni bir sayfa açtı. Bu yüzden ben olayı Şanlı Direniş olarak adlandırıyorum. Türkiye demokrasi tarihindeki en büyük başarılar silahla ve şiddetle değil hep barışçıl yollarla kazanılmış. İlki 14 Mayıs 1950 seçimleriyle diktatörlüğün yıkılma sürecine girmesiydi. Sonraki birçok seçim de buna benzer özellikler taşıdı. En son bu olay da öyle. Barışçıl yol kazanıyor, kazandırıyor. Eğer bu direniş 27 Mayıs darbesine karşı gerçekleştirilmiş olsaydı şimdi daha farklı bir Türkiye’de yaşıyor olacaktık. Şanlı Direniş darbe ihtimâlini sıfırlamıştır diyemem. Ordusu olan her yerde darbe tehlikesi vardır. Ancak, artık Türkiye’de darbe ihtimâli eskisine nazaran çok azalmıştır. Darbelerin meşruiyeti erimiş ve halkın darbeye karşı direnmesine destek verecek siyasal kültür değişiminin alt yapısı hazırlanmıştır.
 
15 Temmuz darbe teşebbüsü bir yönüyle ve bir ölçüye kadar Gezi’nin ve 17/25 Aralık’ın devamıdır. Bu olaylarda da esas boyut demokratik usul kurallarının reddedilmesi ve siyasal iktidarın demokratik siyaset dışı yollarla devrilmesi ve ele geçirilmesiydi. Toplum onlara da geçit vermemişti. Farklı boyutlara sahip olan ve her bakımdan meşruiyet debileri son teşebbüsten daha büyük görünen Gezi ve 17/25 Aralık 15-16  Temmuz direnişiyle daha fazla meşruiyet ve itibar kaybına uğradı.
 
Gezi ile bir karşılaştırma yapmak bilhassa önemli ve yararlı olabilir. Kabul etmek zorundayız ki Gezi çok yüzlüydü ve protesto hakkının bazen ihlâl edilmesi, ifade özgürlüğünün gösteri yoluyla kullanılmasının yer yer engellenmesi, yersiz ve aşırı polis şiddeti kulanılması gibi boyutları da vardı. Bunlar Gezi isyanlarına bir ölçüde meşruiyet kazandırmıştı. Ama 15 Temmuz darbe teşebbüsünde bu tür sınırlı bir meşruiyet bile yoktu. Ayrıca, katılım tabanları açısından da önemli bir fark vardı. Gezi tabanı en fazla toplumun%25-30’a ulaşabilirdi. Gezi katılımcılarının bir kısmı savunma, nefsi müdafaa şiddetini aşıp saldırı şiddetine başvurdu. 15-16 Temmuz direnişi ise halka karşı daha büyük bir şiddet kullanımına ve şiddet potansiyeline rağmen ağırlıklı olarak barışçıl bir direnişti. Gezi’de polis nadiren zarar verme veya öldürme kastıyla hareket etti. 15-16 Temmuz’da ise direnişçileri bekleyen en yakın tehlike ateşli silahla vurulmaktı. Nitekim vurulanlar, tanklar tarafından ezilenler de oldu. Ama buna rağmen direnişçiler vaz geçmedi ve karşı şiddete başvurmadı. Bazen linç çabaları oldu ama polis bunların çoğunu engellemeyi ve insanları bunu yapmaktan vazgeçmeye ikna etmeyi başardı.
 
9. 15-16 Temmuz Şanlı Direnişi’nin gerçek ve asıl önemli boyutları gözden kaçırılmamalı. Şüphe yok ki AK Parti’yi ve Erdoğan’ı koruma ve savunma motivasyonuyla hareket eden insanlar vardı. Hatta bunlar çoğunluktu. Ama direnen herkes Ak Partili değildi ve münhasıran Ak Parti ve Erdoğan için direnmedi. Mücadele nihai noktada demokratik kurumları, süreçleri ve kuralları savunanlarla demokratik meşruiyeti hiçe sayan bir üniformalı çete arasındaydı. Benim gibi insanlar için önemli olan meşruiyetin savunulması, darbeye amasız fakatsız, denge hesabı yapmaksızın hayır demekti. Bunu yapmak münhasıran Ak Parti’ye ve Erdoğan’a destek vermek olarak görülemez, görülmemelidir. Bu direniş elbette Ak Parti’yi güçlendirecektir. Ama katılımcılar ve destekçiler sadece AK Parti tabanından gelmediğine ve tüm Ak Partilerin partilerine kayıtsız şartsız destek vermesi söz konusu olmadığına göre darbe teşebbüsünün değişik görüşlerden partilerin, gazetelerin, televizyonların ve kitlelerin işbirliğiyle def edilmesi  Ak Parti’yi daha demokrat bir çizgiye girmeye dahi mahkûm edebilir. Bu potansiyel ve fırsat kullanılmalıdır.
 
10. Darbe teşebbüsü Batı’nın cehaletini ve önyargısını hatta kötü niyetini bir kere daha ortaya serdi. Bazılarını şahsen tanıdığım kimi Batılılar akla ziyan yorumlar yaptı. Meselâ, Washington Post’ta yazan biri AK Parti hükümetlerinin uygulamalarının isyana zemin hazırladığını söyledi. Bu söylem bize hiç yabancı değil. Türkiye’de de benzeri var ve açıkça darbeciliğe destek vermek anlamına geliyor. Bu kötü niyetli  gazeteye ve darbeyi savunan yazarına bildirmek gerekir ki isyan eden halk değil ordu içinde bir tabakaydı. Yani bir bürokratik isyan söz konusuydu ve kalkışma bu bakımdan Gezi’den kıyaslanmayacak kadar az –aslında sıfır- meşruiyete sahipti. ABD’li bir arkadaşım ise face’e hem de Türkiye’de iken düştüğü notta darbe teşebbüsünün akim kalması yüzünden artık Erdoğan’ı frenleyecek tek güç olan ordunun bir tesirinin kalmayacağını, Erdoğan’ın teokratik bir rejim kurmaya yönelmesinin önünde engel bulunmadığını, muhaliflerin zaten susturulduğunu iddia etmekteydi. Kendisine de yazdım. Çoğu yalan ve saçma. Asıl darbeyi yapan totaliter teokratik bir örgütlenme. Potansiyel ana kurbanı ise demokrat dindar siyasetçiler. Nasıl olacak da teokratik, tüm referansları dinden gelen bir din adamının gizli çalışan ve hiçbir meşruiyete sahip olmayan ekibi darbeyle demokrasiyi koruyucak, izaha çok muhtaç. Türkiye’de demokrasinin ve ifade özgürlüğün sorunsuz olduğu söylenemez. Çoğu eskiden gelen bir kısmı Ak Parti zamanında doğan veya ağırlaşan sorunlar var. Ama Türkiye’de ifade özgürlüğünün hiç olmadığı ve iktidarın asla  eleştirilemediği iddiası koskoca bir balon. ABD ve İngiliz medyasını bilen biri olarak iddia ediyorum ki Türkiye medyasında iktidara ABD ana akım medyasına yapılamayacak eleştiriler yapılabiliyor. Tek sorun iktidar değil, problemin en az o kadar önemli bir parçası da  muhalefetin eylem ve dil olarak demokratik sınırlar içinde kalmayı reddetmesi.
 
Batılılar niçin eskiden beridir bu yanlışlara düşüyor? İki sebep görebiliyorum. İlki onlara akan bilgiyle alâkalı. Kendi tecrübelerimden biliyorum. Doğru ve yeterli bilgi aktarıldığı  zaman birçok Batılı yanlış duruşunu düzeltiyor. Ama bu zor oluyor çünkü Türkiye hakkında  bilgi Batı’ya neredeyse tamamen PKK ve/veya Gülen Cemaati kanallarından akıyor. Batı’yı bilgilendirme ve etkilemede Mustafa Akyol’dan özellikle bahsetmeliyim. İç kamuya yönelik olarak daha makul, mutedil ve dürüst yazılar yazan Akyol sıra dış dünyaya gelince kaleminden kan damlayan ve Batı’ya Ak Parti’yi radikal İslamcı, Gülencileri ılımlı Müslümanlar olarak sunan bir cengâvere dönüşüyor. Bu gibi yazarları dengeleyecek yazarlara ihtiyaç var. Ama bunların da işi zor çünkü Batı medyası Türkiye lehine değil aleyhine yazıları yayınlamaya teşne. Akyol’un böyle yazmasının sebeplerinden biri de yazılarını yayınlatabilme isteği. İkinci sebep önyargı, kibir ve küstahlık. Bazı Batılılar Müslümanları arkaik, “Batılı” değerleri anlayamayacak ve yaşatamayacak, bu yüzden sopa ile Batı çizgisinde tutulması gereken topluluklar olarak görüyor. Nitekim 15-16 Temmuz’da darbecilerin kesin olarak kaybettiği anlaşılıncaya kadar Batı’nın ana merkezlerinden açık, net ve seçilmiş hükümete ve parlamentoya koşulsuz destek veren açıklamalar gelmedi.
 
11. Türkiye solunun sınıfta kaldığını yazdım. Peki liberallerin karnesi nasıl görünüyor? Buna da bir bakalım. Tabiî liberal deyince nerede durduğu ve hangi değerlere uyduğu belirsiz, kalıptan kalıba, şekilden şekile girmekte mahir, ciddiye alınacak bir fikir birikimi bulunmayan, liberal olmaktan ziyade seküler modernist ve Batıcı tipleri anlamamak şartıyla. Liberallerin karnesi incelenecekse şüphesiz önce ana liberal kuruluş olan ve bir şekilde diğer tüm liberal kişi ve gruplara kaynak teşkil etmiş Liberal Düşünce Topluluğu’na bakmak lâzım. LDT emir komuta zinciri içinde hareket edilen, görüşlerin bir merkezden şekillendirildiği ve her zaman her meselede kollektif bir duruş ortaya koyan bir kuruluş değil. Daima kollektif bir kimlik yansıtmaya karşı. Her LDT üyesi ne düşüneceğine ve nerede nasıl duracağına kendisi karar verir. Ancak bazı özelliklerini ve boyutlarını yukarıda anlattığım son darbe teşebbüsünde LDT mensuplarının demokratik meşruiyetten, seçilmiş hükümetten ve parlamentodan yana tavır alması ve darbeye, darbecilere karşı çıkması beklenirdi. Öyle de oldu. Bundan sevinç ve gurur duyuyorum. Diğer bir kuruluş LDT’den ayrılan bazı arkadaşlar tarafından kurulan ÖAD. Bu kuruluş da başlangıçta biraz yalpalar gibi olmasına rağmen doğru yerde durdu ve demokratik meşruiyeti bürokratik darbeciliğe tercih ettiğini açıkladı. Ne yazık ki ÖAD’nin bazı üyeleri aynı basiretli duruşu sergileyemedi. Amalarla ve zamansız dengeleme çabalarıyla adeta darbeye dolaylı da olsa onay verir pozisyonda kaldı. Takip ettiğim kadarıyla liberal camiada başka bir net, tanımlanabilir kurumsal duruş görmedim. Ama liberal camiaya yakın olan Genç Siviller ve PODEM’in de darbe karşıtı bir tavır aldığını not etmeliyim.
 
12. Büyük bir badireyi atlattık. Tarihî bir olayın parçası olduk. Şimdi darbecilerin cezalandırılması lâzım. Sağdan soldan “idam edelim”, “kafalarını gövdeleri üzerinde bırakmayalım” nidaları, çağrıları geliyor. Öfkeyi anlıyorum. Ama öfke adâlet ve hakkaniyet terazisinin sapmasına sebep olmamalı.  İsnat edilen suç ne olursa olsun herkes ama herkes âdil bir şekilde yargılanmalı. Hiç kimse yeterli savunma hakkından mahrum edilmemeli. Yargılamalar alenî olmalı. Suçu ispatlananlar idam yerine kanunlarda mevcut cezalarla cezalandırılmalı. Unutmayalım ki ceza yargılaması bu işin tamamı değil bir parçası. Mahkûmiyetin bir kısmı da manevî, toplumsal. Hem masumları cezalandırmamalı hem de aşırı cezalandırmalarla suçluları mağdur durumuna düşürmemeliyiz.
 
13. Şanlı direniş gerek Türkiye gerekse dünya siyasî kültürüne bir darbeye nasıl sivil cevap verilebileceği, darbelerin nasıl engellenebileceği hakkında çok ders alınacak bir örnek teşkil edecektir. Türkiye’nin siyasî kültüründe darbe karşıtlığı derinleşecek ve bu kültür hem orduyu hem polisi müspet istikamette etkileyecektir. Böylece daha iyi bir demokrasiye sahip olma şansımız artacaktır.
 
14. Son olarak bazı şahsî notlar. Olay gecesi sabaha kadar pek sevmediğim, alışık olmadığım ve sık sık yapmayı da istemediğim biçimde bilgisayar başında, sosyal medya üzerinden darbe teşebbüsüne ve darbecilere karşı mücadele ettim. Daha ilk dakikasından itibaren teşebbüse karşı durdum. Tablonun iyice ortaya çıkmasını, kuvvet dengesinin netleşmesini ve darbecilerin kaybedeceğinin kesinleşmesini beklemedim. Üzerime düşeni yaptığımı düşünüyorum, rahat ve müsterihim. Bunu sadece ahlâkî ve demokratik bir görev olarak değil aynı zamanda kendimi ve ailemi koruma refleksi olarak yerine getirdim Darbenin başarılı olmasının hayatımın mezarda veya hapishanede noktalanması anlamına geleceğini bilmekteydim. Bereket versin toplumun sağduyusu ve cesareti ağır bastı ve korktuğumuz olmadı. Bu surette darbeye direnişe verdiğim destek demokrasiye, demokratik meşruiyete ve demokratik usul kuralarına verilmiş bir destektir. Bunu yapmış olmam iktidarı fikir ve icraat bazında eleştirme hakkımı elimden almaz. Eleştiri hakkım elbette baki. Ancak, daha önce de söylediğim ve yaptığım üzere, ben toplu/toptancı değil tekil olarak, gerek düşünce gerek icraat bazında ve ontolojik değil siyasal eleştiri yaparım. Şimdiye kadar böyle oldu bundan sonra da böyle olmaya devam edecek.
 
Atilla Yayla

7 Temmuz 2016 Perşembe

Bu dönem nasıl gecti: Cami, Sanat, Spor

Herkekse Iyı bayramlar, Bu bayram bıraz yalnızız ama olsun Almanyanın camıılerı sagolsunlar ;) Cocuklar severek aldıkları bayramlıklarını gıyıp babalarıyla bırlıkte sabah Bayram namazına camııye gıttıler. Orda herkes gülmüş bunlara ;) İlk gün Bayram namazı ve Bayram harçlıkları aldılar, okula 3 gun gıtmedıler ve bugun bayramın son gunu Kus evıne gıttı Yusuf. Bızım Bayramımız böyle gectı, gurbette.

Gelelim yazının ana konusuna;

Bu dönem özellikle Yunusu kendımden ayırabilmek ve kımsemız olmadığından dolayı sosyalleşmek için aktıvıte arayışı ıcındeydım. Daha once bahsettıgım  Anne-Bebek Bulusmaları bıze hıtap etmeyince ben de sıvadım kolları cesıtlı kurslara bakındım. Yunus kucuk olduğu ıcın (4) karmaşık ve onu yoracak seyler olmamalıydı. Eglencelı ve aynı zamanda da ogretıcı seyler dusunyordum. Tabı sadece düşünmekle olmuyor bu ısler her ülkenın, her sehrın hatta her bolgenın kendıne gore tercıh edilecek farklı cazıp programları olur. Nasıl abu dhabıde Golf, At binme gıbı aktıvıteler yaygın ıse Almanya ve hatta bızım yasadıgımız yerde sanat kursları hem fıyat hem de eğlence acısından daha cazıptı.

2 Temmuz 2016 Cumartesi

Itfaiye Merkezinde Acık Kapı Günü

Ramazan ayı bereketlı gecıyor demıstık. Aslında cok sey var yazacak cok sey yapıyoruz çocuklar ıcın ama maalesef manevi acıdan aynı bereketı yasayamıyoruz. Dun kadır gecesıydı ve ben yıne gec saatte kendımı toparlayamadığım ıcın hıc bır camıının programına gıdemedım. Gündüz olsa hıc affetmem de gecelerı enerjım kalmıyor maalesef. Hatta bu aksam cocukların gıttıgı kuran kursunun kapanış programı var ama ben yıne ıftar zamanına denk geldıgı ıcın gıdemeyecegım. Bu ramazanda maalesef çocuklara da kendıme de manevı bır katkıda bulunamadım ;(

Ama gündüzleri bulduğum her fırsatı degerlendırıyorum dıyebılırım. Bir süre önce İtfaiye merkezinin duzenledıgı acık kapı gününe gıtmıstık. Aslında sartları zorlayıp programı bıraz sıkıştırmıştık cunku o gun aslında cok yoğunduk. Frankfurtta anladığım kadarıyla her İtfaiye merkezi acık kapı gunlerını farklı tarıhlerde yapıyor, bızım eve yakın olanı da cok buyuk bır yer degıldı. Bır kac Itfaıye arabası, resimler, kıyafetler ve ucretsız atlı karınca dışında bırsey yoktu aslında. Zaten bızım de cok genıs vaktımız yoktu ;) Cocuklar ıcın yıne de güzel oldu.

Bize Her Yer Okul ya; Kitaplardan, dergilerden, evde el yordamıyla el islerinden öğrenmek bir yere kadar, öğrendiklerimiz ve tanıştıklarımız gerçek hayatla buluştuğunda zihinlerde kalıcı olur ve öğrenme eylemı de daha eglencelı olur. Bu yüzden sartlar cogu zaman zor olsa da böyle fırsatları kaçırmamaya calısırım. Yani bırılerı acık kapı mı dedı; Biz ordayız ;)

25 Haziran 2016 Cumartesi

Arkeoloji Müzesi Frankfurt


Roma donemınden bir Tapınak kalıntısı
Bu ramazan çocuklar için bereketli geçiyor elh. Gecenlerde Yusuf kreşten döndügünde komsunun cocugu ıle oynamak ıcın Yunusla bırlıkte komsunun kapısına gıttıler. Arkadasları Nils ın ıznı olmadığı ıcın dışarı çıkamadı Annesi Nils dısarı gelemez dedi ve kapıyı kapattılar. Bızımkıler de duruma uzulup bır müddet kapı onunde oyle kalınca ben de pencereden onların halini izlerken uzuldum. Daha oncesınden Arkeolojı muzesıne gıtmeye nıyetlenmıs ama Muze kartımızı bulamadığımız ıcın gıdememıstık. Cocuklar hep cüzdanımı boşaltırlar ;( Hemen o gun ilgili yerleri arayıp yedek kart ıstemıstım. Birkac gun sonra Kartım gelmıstı ama her gun bır skeılde saatın gec olduğunu dusundugumden çocukları ogleden sonra oraya goturmenın verımsız olacağını düşünüyordum. Ama bu defa çocukları oyle başkasının kapısının onunde sıkılmış uzuntulu yalnız görünce cagırdım çocukları eve, hadı hazırlanın Arkeolojı muzesıne gıdıyoruz dedım. Cok sevındıler.

Aslında nıyetım çocukları neselendırmektı ve belkı müzeye gırdıgimız gıbı saat gec olduğu ıcın doğru duzgun gezemeden çıkmak zorunda kalacaktık. Kafamdakı dusunceler bu sekıldeyken Muzeye gıttıgımızde bıraz gezince sasırdım.Sasırdım cunku Muze sadece 1 kat ımıs. ve bır elın parmağı kadar Arkeolojik Buluntu sergılenıyordu. Yıne de çocukların ılgısını cekmeyı başarıyordu Muze. Gel gor kı 1 saatte rahat rahat gezılebılecek bır yerdı. Yani yola çıkarken dusundugum gıbı olmadı, müze kapanmadan gezımız bıtmısti bile.

13 Haziran 2016 Pazartesi

Anne - Bebek Bulusmaları

Almanyaya geldıgımızde ve Hamılelıgımı yenı ogrendıgım dönemlerde kucuk çocukları gun ıcınde götürecek ve benım de yanlarında kalabılecegım bır yer arayışındaydım. Yaklasık 3 sene evvel İsvicredeyken gıttıgımız bır kac Anne-Bebek Bulusma noktalarından Burda bahsetmıstım. Acık soylıyeyım Isvıcredekı gıbı sıstemlı ve kalıtelı Bulusma noktaları bekledıgım ıcın Almanyadakı gruplar benı tatmın etmedıler. Ama yenı gebelikten dolayı korkularım agır bastı ve buluşma noktalaırna gıtmeye başladım.

Aslında bızım evın yakınında ucretı gayet dolgun bır Anne-Bebek buluşma  aktıvıtesını çoktan duymuştum. Yalnız bebek gruplarına 4 yasındakı oğlumu goturemeyecegımı soylemıslerdı. Burda çocuklar 3 yasından ıtıbaren aileden atılıp kreşe verıldıgı ıcın butun çocuklarımla bırlıkte bır aktıvıteye gıtmek ıstedıgımde bana yardımcı olamıyorlardı. Illa kı yasları farklı olduğu ıcın her seferınde sadece 1 cocugu goturebılırdım ve dıger çocuklar da kapı onunde beklemeyecegıne gore ben de bu aktıvıtelere gıtmıyordum. Ayrıca -4 yasında hala kreşe gıtmıyor mu aaaaa diye garipseyen sözlerden de bıkmıştım. Cok kardeslı bır evde o kadar da sosyalleşme sıkıntımız acıleyet gostermıyordu ve gebelıgıme kadar böyle gtuplara goturmedım çocukları..

Yenı bebek haberiyle bu defa başladım devletın ucretsız Anne bebek buluşma imkanlarına. Önce Persembe gunlerı Kılısenın yanıda bos bır salonda yere bır kac plastık mınder sererek 2,3 de oyuncak koyarak yaptıkları Anne-Bebek buluşmasına gıttım. Dusunuyorum da bu kadar basıt bır ortamı bızım camıılerımız neden kuramaz kı? Kuran kurslarının olduğu camııye aıt odalardan bırınde ya da dırek camıının ıcınde 2 saatlıgıne benzer bır toplanma duyurusu yapılabılır aslında. Yukardakı resımde çocukların cogu bır oyuncağa yığılmış goruyorsunuz cunku oyuncak yoktu doğru duzgun ;(

9 Haziran 2016 Perşembe

Kazandıgım kitaplar, Cekilisler ve Tesekkür

Ramazan başladı ve bızım ıcın oldukça bereketlı gecıyor elh. Ilk gun ıftara mısafır cagırabıldım ve 2. gun de Piyanomuz geldıgı ıcın çocuklar cok mutlu. Bır nevı ramazan hedıyesı gıbı oldu onlara. Ramazanla bırlıkte Bloğa da vakıt bulmuşken bırıken kıtap yayınlarından devam edıyım.

Bloglarda sık sık Cekılıslere rastlıyorsunuzdur. Aslında ben cekılıslere cok katılamam.Yurtdısında olduğum ıcın gonderme sartlarına uymuyorum ama konu kitapsa hemen sartları zorlayıp Turkıyeden gönderılecek bır adres mutlaka buluyorum. Kıtap konusunda bıraz Maymun ıstahlıyım galıba. Elımden gelse herseyı okuyayım ısterım ama gerceklıkte de tam tersıne okumak ıcın fırsat yaratmak bıle zor su ankı durumumda.

Cahil Okur


Kitap kazandığım en son Cekilis sevgili Cahil Okur Blogunun yaptıgı cekilisti. Aslında cok da sanslı degılımdır ama burda katıldığım 2. cekilisde kazandım ;) Cahil Okurun yaptığı cekılıs biraz farklı. Blogda okunmuş ve yorumu yazılmış son 10 kitaptan bırını secebılıyorsunuz. Size Sürpriz bir kitap gelmesının heyecanı ayrı ıken 10 kıtap arasından secım yapabilmek cok daha guzeldı. Herseyden once edınecegınız kıtap uzerınde irade gosterebılıyorsunuz. Cahıl Okur bu cekılıslere sureklı devam edecekmıs ve bu hafta 3 sunu gerceklestırdıgı cekılıse katılmanızı tavsıye ederım ben bu yazı bıtınce  birazdan gıdıp katılıcam ;) Cekılıse katılmak ıcın Tık!, Tık!.

Cahil okurun okuduğu son kıtaplar arasından ben kucuk çocuklarım olduğu ve bu senekı Animasyon fılmını cok sevdıklerı ıcın 'Küçük Prens' kitabını sectım. Cocuklar ıcındekı resımlerı cok sevdıler ama henüz bu kıtabı da çocuklara ve kendıme okuyamadım. Benım cekılısle kazandığım kıtaplara hemen okunmak nasip olmuyor ;( Bır sefer de cekılıste kazanılanlar dıye bır seri hazırlayıp kendıme ardarda bunları okumam gerekecek galıba ;)

8 Haziran 2016 Çarşamba

Michael Ende: Bitmeyecek Öykü ve Özgürlük Hapishanesi

Momoyu okuduktan sonra kitaptan öyle cok etkılendım kı yazarı, dıger kıtaplaırnı ve yazarın yasadıgı ortamı merak ettım.... Okudum ve okudukça her kitap zıhnımde daha da yerlı yerıne oturdu. Belkı her kıtap eger bır edebi değer taşıyor ıse artık yazarın elınden cıkmıs ve okuyucunun zıhnınde sekıllenecek dıger dünyalara açılmıştır. Okuyucunun kıtaptan hıssettıgı seye artık yazar -Ama ben onu kastetmemıstım diyemez ;) Emınım her yazar da okuyucunun içsel dünyasıyla bırlesen bu duruma saygı duyar. Bu yüzdendir kı güzel dedıgımız unutamadığımız nesilden nesıle gecen eserler yazarın ölumuyle ölmez ve çevresel hersey degısse de o eserden aldığımız duygular hıc bıtmez. Aslında yazarın dıger eserlerını okumasak da Momo kıtabından aldıklarımız yeterlıdır ılla kı yazarı ve dıger eserlerını tanımak sart degıldır ama ben böyle bır bakış acısının nasıl bır ortamda dogdugunu ve yazarın dıger kıtaplarındakı uslubunu merak ettım.

Momo dan sonra da yazarın dıger kıtaplarını bulmak ıstedım. Yalnız Turkıyeden kıtap getirmek zaman aldığı ve almanyadan dırek Kıtap almak da cok masraflı olduğu ıcın bu defa E-Kitap dünyasına daldım. Michael Ende nın bu ıkı kıtabını E-Kıtap formatında okurken aslında anneler ıcın E-Kıtap okumanın ne kadar rahat bır sey olduğunu farkettım. Beni E-Kitaplarla tanıştıran Nöbetci Blog sahibesine de burdan tesekkür etmek istiyorum. Genellıkle gecelerı bebek uyandığında onu sallarken ya da aksam çocuklar uykuya dalana kadar karanlıkta yanlarında otururken telefondan E-Kıtap okumak benı oldukça hızlandırdı. Gun ıcınde de basılmıs kıtapları okurken Yahya hemen elımden cekıp yırtmaya yeltenmeye başladığı ıcın kıtap okumak daha da zorlaşmıştı bana. Bakalım bu E-Kıtap ısıne ne kadar devam edebılıcem.

5 Haziran 2016 Pazar

Diyarbakır-İstanbul, Bahce, Kene ve Bebekten haberler

Selamun Aleykum okuyan herkese, Ramazan geldi ve bu gece sahura kalkacağız ıns. Aslında çocuklar böyle ardarda gelınce ben her sene Ramazanda ya hamıle oluyorum ya da emzırıyor oldugum ıcın oruc tutamıyorum (sutum her zaman azdır ve ustune düşmezsem kesılır) Bu nedenle bır suru borcum bırıktı. Bu sene de bulantılardan dolayı oruç tutmam zaten mumkun degıl. Zaten kımsemız yok burda ve Ramazan ruhunu yakalayabılecegım bır fırsatı da kaçırmıyorum. Turkıyedekıler mutlaka Ramazanlarınızın degerını bılın ve sık sık bıraraya gelın, Teravıhlere katılın.... Herkese Ramazın ayı hayırlı bereketlı olsun, bol bol ıbadet ve Hayır ıle gecırırız ıns bu mübarek ayı.

Bugun esım yıne çocukları alıp gezmeye (Ofise) gitti. ;) Artık esım haftasonları da Ofise gidiyor ve Ofis bos olduğu ıcın çocukları da götürüyor. Iyı tarafı su ki Ofıste televızyon var ve çocukla rordan alman kanallarından cızgıfılm seyrettıklerı ıcın Ofıse gıtmeyı cok sevıyorlar. Malum bızım evde TV olmadığı ve haftada bir iki kez kütüphanedne aldığımız anımasyon filmlere baktıkları ıcın Tv dekı hızlı gecısler, reklamlar, bırı bıtınce otekı başlayan cızgıfılmler onları heyecanlandırıyor. Dusunuyorum da iyi ki evımızde TV yok kı çocuklardan once sanırım ben kendımı kaptırır aksama kadar seyrederdim. Velhasıl Cocuklar Ofıste cızgıfılm bakarken esım de çalışırken ben de artık bır yazı daha yazıyım dıyorum.

29 Mayıs 2016 Pazar

Nupev' de 4. yas Dogum günü

Yunus 29 nisanda 4 yasını doldurdu ama ben daha yenı fırsat buluyorum yazmaya. Biz Yusufun 1. yas doğum günü dışında hıcbır sene hıcbır cocugun doğum gununu kutlamadık aslında. O ilk cocugun 1. yas doğum gunu de ıste bıraz ilk çocuk heyecanına geldı ;). Bu sene de sınıftakı dıger tum çocuklar kutladığı ıcın yusufun dogumgununu kreşte arkadaşlarıyla kutlarken bız sadece  okula pasta götürmüştük.

Ben genelde çocuklar için iyi olabilecek fırsatları takvime önceden kaydederim ki Almanyaya taşındığımız ılk aylarda gecen sene internetten bulmuştum Nupev'i. Nupev (Natur und Psychomotorik E.V.) Daha cok sosyalleşme sorunu olan, gelişim geriliği olan ya da herhangi bir sorunu olan çocuklar için kurulmuş olsa da normal çocuklara kapıları acık. Ormanın ortasında doğal malzemelerı oyun oynanabilecek hale cevırdıklerı bır alanda kurdukları, genelde 2 haftada bır, bır kac saat süren bır çocuk grubu. Ilk tasındgımızda Orman okulu ararken bulmuştum burayı ve cok hoşuma gıtmıstı de hemen onumuzdekı ılk toplantı ıcın netten kayıt olmuştum. Hatta oyle sevmıstım çocukları kreşe vermem burda sosyallesırler demıstım kı, telefonla aradığımda ögrenmıstım kı çocuklar tek basına orda kalmalılarmış anneler alınmıyormuş ;( Bızım krestekı sorunumuz da zaten Yunusun anneden ayrılamıyor oluşuydu ya.... Hal böyle olunca ben de kaydımı sıldırdım. Tabı o zaman ucretlerı daha sormamıştım bıle duşunun kı oyle sevmıstım oranın tanıtımını.

23 Mayıs 2016 Pazartesi

2. el Bisiklet, Karahindibag istilası ve Viktoria Park

Bısıklet:

Sonunda mayıs ayının 2. yazısını da yazabılıyorum elh. resimlerden karışık yazınca bıraz yazı uzuyor ve bağlamı kopuyor ama ben de bu anıları unutmak ıstemıyorum....  Bıraz dağınık da olsa başlayalım: Bismillah...

Buyuk oğlana (6) 2 tekerleklı ve pedallı bır bısıklet aldık. Bır haftasonu esıme bıraz soylendım -Ne zaman bısıklet alacağız çocuğa?, dıye o gun hemen E-Bay dan 2. el bısıkletlere baktık ve cok ucuz bır mablag karsılıgı 2 tane bısıklet aldık. Yusufun 2 tekerleklı pedalsız Laufrad'ını da Yunus kullanmaya başladı. Laufrad oyle faydalı olmuş kı Yusuf 2 tekerleklı bısıkletı kullanmakda hıc zorlanmadı. Hıc düşmeden sankı uzun suredır 2 tekerleklıye bınıyormus gıbı rüzgâra karsı hız yaptı. Ins Yunus daha erken baslar normal bısıklet sürmeye.  Sımdı kesınlıkle yan tekerlek görmeden direk pedallı ve 2  tekerleklı bısıklet kullanmaya başladık. Ayrıca bunu da yazmak ısterım kı: Yasasın 2. el ;)

Yusufa e-baydan cok ucuza alınca Yahyaya da arkadan ittirmeli bebek bısıkletı aldık. Satıcı oyle ucuza verdı kı çocuklar mutlu olsun yeter ayarındaydı ;)

12 Mayıs 2016 Perşembe

Eski komsumuzu ziyaret ve Baharın gelisi ile bizim sokak....

Aradan uzun zaman gectı yazmayalı. Hem teknık arızalar hem de sağlık sorunlarım nedeniyle yazamadım. Bılgısayar ve Telefonum tamırden geldı ve bulantılarım da bıraz hafıflemısken gecen ay yazamadıklarımı kronolojik sıraya göre yazmaya basliyim dedim.

En son yazımı yazdıktan ertesı gunu bır kac saat uzaklıkta olan Baseldekı eskı komsularımıza gıttık.  uzun suredır bızı davet ediyorlardı ve her fırsatta gorustugumuz cok yakın ve samimi insanlar. Kayserıde de bızı mısafır etmıslerdı. Türkiyeye ailemizi görmeye o kadar cok gitmiyoruz yani ;)

Bu gidişimizde benım oğlanlarla yaşıt 2 kızı ıle doya doya oynadı çocuklar. Bır de Tavsan almışlar bahçeye.... Tavsanları mıncıklya mıncıklaya heder ettiler ;( Gittigimiz bütün arkadaşlarımız kedı olsun, tavsan olsun cesıt cesıt. Cocuklar cok keyıf aldılar bu yolculuktan. Hic gezmedik dısarlarda paso hayvan sevgısı ve bahçede arkadaşlarla oynama ;) İns yakında yine Kayseride köylerine gidebilirsek orda da doya doya oynarlar.

26 Mart 2016 Cumartesi

6 kisilik bir Aile oluyoruz

Perdelerı asarken yahya da yardım edıyor ;)
(tabıkı perdeler yıne dustu, alman evlerınde perde tutmuyor maalesef)
Son bır ay telefonum kırıldıgı ıcın tamırde (telefonsuzum), Bılgısayarın da sarjı bozuk olduğu ıcın masaüstü muamelesı goruyor ve bılgısayarı çocuklardan kacıramadıgım ıcın Bılgısayarı da ya hıc kullanamıyorum ya da sınırlı bakabılıyorum. (Bılgısayarsız sayılırım) Biraz da bunlardan  dolayı uzun zamandır yazamıyorum, halimi hatrımı soranlardan Allah razı olsun tanımasak da bırbırımızı boyle zamanlarda halımızın hatrımızın sorulması cok ıyı geliyor.

Cocuklar:

Son bır aydır kafam da hayatım gıbı oldukça karışık bır durumda. Cocukların cephesinden bakılınca hersey yolunda, bu sıralar buyuk oğlan kreşteyken küçüklerle bırlıkte bırden cok Anne-Bebek buluşma noktalarına gıttık gorduk. Bazılarını begendık bazılarnı begenmedık derken onları daha sonra başka bır baslıkta yazarım. Elh. bu sene de sağlık acısından yıne cok sanslıydı çocuklar, sadece buyuk oğlan okuldan sonra yarım gun bır karın ağrısı oldu o da her gıttıgımde sabunun bıtmıs olduğuna sahıt olduğum pis kresı yüzünden olmalı. Buyuk oğlan uyumak ıstemez genelde sabahları cok erken kalkıp gecelerı bır turlu uyutamadığım yegane kışıdır o, Hal boyle olunca vücudu uyuyabilmek ıcın hastalık uretmıs de olabılır ;( Bebegı kucuk abısıne emanet edıp, ağrıdan zıplayan buyuk abiyi zorla kucağıma koyup basını okşaya okşaya uyuttuğumda 4,5 saat uyuduktan sonra ağrısı gecmıstı. Boyle durumlarda bır tek çocuğa ılgımı vermekte zorlanıyorum cunku o sırada dıgerlerı de olaya burnunu sokma hevesınde oluyorlar ;(