9 Aralık 2018 Pazar

Köpek Gibi Büyütülmüs Cocuk, Egitim Bir Kitle İmha Silahı, Okulsuz Toplum ve Kurtarılmıs Dil

Köpek gibi büyütülmüş çocuk - Bruce D. Perry, Maia Szalavitz:

Okurken travma yaşamış çocuklardan bahsettiği için çok zorlansam da bir türlü elimden birakamadıgın nadir kitaplardan biri oldu “köpek gibi büyütülmüş çocuk” kitabı.

Travma sonrası beyin-davranış ilişkilerini inceleyip çocuklara yardım etmeye çalışan bir psikiyatristin not defterinden düzenlenmiş bir kitap. Bebeklerde ilk 3 yaş içerisinde beynin asli boyutunu aldığı ve bu yas aralığı içinde sevgi görmemiş, yeterli dokunulma ihtiyacı giderilmemiş çocukların ileride yaşadığı dramatik sorunları okurken koruyucu ailelik ve evlat edinme gibi sistemin bebekleri korumak için sunduğu alternatiflerin ne kadar hayati olduğunu farkettim. Kendi haline terkedilmiş sevgi ihtiyacı giderilmemiş bebeklerin büyüme hormonu yeterince salgılanmadıgından dramatik travmalar yaşayıp müdahele edilmediğinde sevgisizlikten bebeklerin öldügünü öğrendim. Ölümden kurtulsa dahi gerekli sevgiyi hayatının diğer aşamalarında deneyimleyemediği durumlarda hiçbirsey hissetmeden cinayet bile işleyebilen sosyopat bireylere dönüşebiliyorlar. Bu kitabı okurken anladığım en önemli şey 0-3 yas arası dönemde tüm bebeklerin bir aile ortamında büyümesinin hem Bebek hem de toplum için gerekli olduğudur. Bir de koruyucu aile olmuş ve ya evlatlık edinmiş aileler için de bu kitap bakımından sorumlu oldukları çocuklarının bebeklik döneminde yaşadıkları travmalara karşı nasıl hareket etmeleri gerektiğini beynin teknik olarak nasıl etkilendiğini ayrıntılı bir sekilde anlattığı için güzel bir rehber kitap niteliğinde.

30 Kasım 2018 Cuma

Endülüste İslam -Roger Garaudy

Bu sıralar hem telefonum hem de bilgisayarım bozuk olduğu için sürekli okumaya çalışıyorum. Gecen sene aldığım bır kac Endülüs konulu kitaptan biri olan 'Endülüste İslam' kitabını yavaş yavaş okudum ki daha iyi anlayabileyim, çünkü kitap daha cok Endülüste dogmus olan İslam Felsefesinden bahsediyor. Okunacaklar listeme de bu kitapta bahsedilen bir kac tane Müslüman ilim adamının da kitaplarını ekledim. Bu sene en keyif alarak, kendimi tam da aradığım yerde hissederek okuduğum kitap bu oldu.

Bunun nedeni de kitabın yazarı Roger Garodi'nin önce batı menşeli bir alt yapı alarak kendi arayışları sonucu İslamı seçmesinin cok buyuk etkısı oldu. Normalde Endülüs deyince doğuya ait yazılmış cok degerlı eserlerımız olsa da Hırıstıyanlıgı cok iyi tanıyan birinin bakış acısından bu konuya bakmak bana sanki yeni bir pencere açtı dıyebılırım. Roger Garodi felsefe ve bilim alanında doktor, Fransız parlemantosunda milletvekilliği, senatörlük gibi görevler almış. Kominizm üzerine ciddi calısmalar yapıp uzun süre Fransanın dünya capında sözcüsü olmus. Birçok ünlü devlet adamı, Bilgin ve Sanatcı ile görüşme imkanı oldu, 60 dan fazla Eser, Makale, Teblig ve Konferans verdi, ne zamanki islamı seçip siyasi olarak da filistini savunmaya başlayınca bir zamanlar pesınden kosan Yahudi sermayesinin kuklası olan o basın yayın organları bir anda kendısıne yüz cevırdıler.

Garodi Endülüsteki İslam felsefesini ele alırken aynı zamanda Endülüste Hırıstıyanlıgın yasadıgı  çalkantıları, hırıstıyan ya da Yahudi halkın taleplerini vs birarada harmanlayarak anlattığı için biz ve onlar seklinde sınıflandırılmış o ayrıştırıcı tasnif yerine Garodi olaylara daha bütüncül bakmamızı sağlıyor. Bu kitabın en önemli özelliklerinden biri de sadece kaynaklara dayanarak yazmış olması. Mutlaka herkesin okumasını şiddetle tavsıye ederim.

2 Kasım 2018 Cuma

Okudugumuz Bazı Cocuk Kitapları

Karanlık ortamlarda telefondan E-Kitap, sessiz sakin ortamlarda kaynak bir kitap ve çocuklarla eş zamanlı bir çocuk edebiyatı örnegini aynı anda okumaya çalışıp bir taraftan da İspanyolca öğrenmek için zaman yaratmaya uğraşıyorum. Yine de haftada 1 kitap bitiremiyorum, Malum 4 bebe ile az ama öz, yavaş ve notlar alarak okuyorum. Çocuklarla birlikte okudugmuz bazı çocuk edebiyatı örneklerinden bir kac tanesi birikti ve ben bunları burda yazamadım.

Stuart Little'nin Maceraları - E.B.White:

Amerika menşeli olan bu kitabı yine Viyana halk kütüphanesinden alıp okudum ve okurken çocukların gözünden dünyaya bakmanın eglencelı bır yolunu bulmuşlar diye duşundum. Cocukların hayal dünyalarında kuculup dünyaya kucuk bırı olarak bakmak her zaman ılgı cekıcı olmuştur. Ben bu kıtabı okurken çocukların da -Anne bız de karıncalar gıbı kucuk olsaydık ne güzel olurdu degıl mı?,  dedıklerınde, kıtabı hep birlikte okumaya devam ettik.

Kitabın küçük kahramanı Stuart Little herseyden önce günümüz bilimkurgu ürünleri gibi daha sonradan fızık kurallarına aykırı olarak okus pokus ile kuculmuyor. Little cok kucuk doguyor ve bu kucukluk yazarın gözünde bayağı bır mübalağa ıle kibrit kutusunda uyuyacak kadar kucuk olarak tasvır edılıyor. Doga ustu bır yaratık degıl tersıne normal yollarla dogmus, fareye benzeyen, konu komsuyla sohbet eden, mahallede sevılen, ıyı bır aılesı olan kucuk!bir çocuk Little. Kah pencere panjuruna sıkışıp aılesını korkutması, kah benım çocukların cok sevdıklerı havuz ustunde maket gemileri sürerken okyanusdaymıs gıbı yasadıgı adrenalın dolu maceraları derken çocuklar bu kıtabı okurken cok kahkahalar attılar.

Cizgili Pijamalı Çocuk - John Boyne

Cizgili Pijamalı Çocuk - John Boyne:

Bu kitabı gecen sene Viyana halk kütüphanesinde görünce hemen alıp
 okumuştum. Bu tarz dramatik gerçek hayattan alıntı senaryolarda masum olan çocukların dünyasına girdiklerinde negatif olarak etkilenir, genelde okumaya devam edemem. Ama bu defa kendımı zorlayıp okumaya devam ettım. Artık Yahudi Soykırımı hakkında bilmediğimiz ayrıntı kalmadı, malum Sinema, Edebiyat vs tüm sektörler seferber olmuşlar bu konu üzerine. Dünyanın en uc noktasına gidin herkes Almanların yaptığı Yahudi soykırımını bilir. Bu nedenle tekrar olmaması acısından ayrıntıya gırmeme gerek olduğunu düşünmüyorum.

Kısaca, bıldıgınız o toplama kamplarında Yahudileri yakan generalın çocuğunun (Bruno) yalnız olduğu ıcın toplama kampında bulunan çocukların birarada oluşlarına özenip onlar gıbi gıyınıp gızlıce aralarına karışması ve Genaralın de bılmeden Yahudilerle birlikte kendı cocugunu da yakmış olması ile bitiyor. Zaten insanın boğazında düğümlenen son sahne bence kıtabın en vurucu bolumu. Ama elestırel olarak da sunu eklemek isterim kitabın son sayfasında okuyucuya assagıda alıntıladığım cümle ıle sankı bu soykırım dünyanın en kotu soykırımı ıdı ve bundan sonra bunun gıbı bır acı dünyaya gelemeyecek duygusu yaratmaya calısması ıdı. Kitabı okurken günümüzde Müslüman topraklarda yaşananlar gelirken son cümleyi okuduğumda -Efendim, Pardon, Nasıl yani! dedim kendi kendime.

Kitabın son cümlesi söyle:

20 Eylül 2018 Perşembe

Saraybosna-1

Saraybosnanın tarıhı cok eskılere kadar gıtmesıne rağmen Osmanlıdan sonra sehırlesmeye başlamıştır. Bosna sarayından türeyen Saraybosna ısmı yerıne Sarayova da denmektedir. Saraybosnada gezecek cok yer var. Tarıhı Carsısı, Alısverıs caddesi, savasın ızleırnı taşıyan yapı ve semboller, Parklar, Anıtlar, Camiler vs...

Bir an önce resimleri sırayla eklemeye başlayayım yoksa Saraybosna da dıger bazı sehırler gıbı yazılmadan kalacak:

Kovaci Sehitligi:

Sehitlik aslında sadece bir sembol. Aslında Saray Bosnayı gezerseniz farkedeceksınız kı bos bulunan her toprak parçası sehtlige cevrilmis. O kadar cok sehıt var kı o 3 senelik savaştan arta kalan ınsanlar cenazelerını defnedecek mezarlık bulamayınca parklara bahçelere gömmüşler yakınlarını. Bir soluklanayım diye oturduğunuz bır parkta etrafınıza bakarsanız mutlaka bir kac mezar görürsünüz.

14 Eylül 2018 Cuma

Bu sene Ailece okullu olduk

Bizim okul maceralarımız malum bıraz karışık. Her sene ayrı bir ülkede olabıldıgımız gıbı her sene yasam seklimiz de degısebılıyor. Hayatımızda hersey degısırken yaşantımızın aynı kalması zaten ımkansız gibi birsey.

İspanyada 2. senemiz. Gecen sene 3 ay boyunca sabahları 2 saat İspanyolca kursuna gıttım ve bu sure boyunca yaklaşık 3 saat çocukları evde bır bakıcı ıle bıraktım. Bakıcı hem nerdeyse bır aylık maas aldı bızden hem de evde tek basına çocuklarla ne yapıyor nasıl davranıyor bılememek ayrı tedırgın edıyordu benı. Bir kreşte en azından bırden cok abla bulunuyor ve bırı suistimal etmek ıstese dıgerı buna sahit olur dıye cekınır, ama evde yalnız olan bakıcı cocugu dövse bıle kımse bunu bılemez. Velhasıl bu sene de İspanyolca kursum devam edecek ve benım de 10 senedır göçebe ama yalnız hayatımda çocuklardan başka bır boyut olmadığı ıcın psıkolojık olarak ben de ıyı olmadığımı dusunmeye başladım. Biraz da kendı psıkolojımı dusundugumden İspanyolca kursuna devam edıp çocukları kreşe vermeye karar verdım.  Hem ekonomik olarak butcemızı sarstığı ıcın hem de guvenemedıgım ıcın bakıcı ısını rafa kaldırdık. 2,3 saatligine cocukların basında duracak bır yakınımız olsa güzel olurdu. El mahkum kreşlere yöneldık. Bıze yakın 1 tane ozel kreş var ben de çocukları oraya verdım. Icerıge gırmıcem genel olarak güzel sevecen ablalar var. Dırek aıle bıreylerının okul baslama maceralarına dalacağım sımdı.

8 Eylül 2018 Cumartesi

Tavuk beslemeye basladık

Öncelikle bizim evde hayvan besleme tarıhcemızı kısaca özet geceyim.

İsvicrede iken bir tanıdığımız kesin dönüş yapacaktı ama evde gerçek bıtkı ve gerçek topraklı Akvaryumunda besledıgı balıklarını bize vermek ıstedı. Bizde de çocuklar vardı ve bakımının kolay olacağını dusunup almıştık. Oysa sık sık kumunu yıkamak bıtkılerın ılaclarını vermek vs. gerçek kum ve bıtkısı olan akvaryumların bakımı hıc de sanıldıgı gıbı kolay degılmıs. Hanı sahte cıcek ve tas olan ve hatta motoru ıle suyunu kendı kendıne degıstıren akvaryumların bakımı kolayken bızım akvaryumun suyunu da bızım degıstırmemız gerekıyordu. Gunluk suyu hareketlendıren kucuk aparat dışında suyu devır daim yaptıran bır Motoru da yoktu yanı. Velhasıl biz temızlıge odaklanmışken ıcerdekı Vantuz balığı buyumus de buyumus teker teker bızım akvaryumdaki kucuk balıkları yemeye başlamış. Biz balıkları arıyoruz ama ortada ölü balık da yok nerde bu balıklar dıye meraklanırken zaman sonra Buyuyen Vantuz balığı akvaryumda kalan son buyuk balığımız Melek balığını kovaladığı zaman anladık durumu. Melek balığımız da kaça kaça öldü derken ben balıklara bakamadığım ıcın cok üzülmüştüm.

7 Eylül 2018 Cuma

Meryem ile kısa bir Viyana hatırası

Maputodan eve dondukten sonra kısa surelıgıne Vıyanaya gitmem gerekıyordu. Meryem hala ana kuzusu oldugu ıcın onu da aldım yanıma. Büyük oğlanları ise babada bıraktım.

Rotamız: Malaga’dan Viyana’ya, yol 3 saati geçiyor. Kucakta bebekle dar koltuklu ve suyu bile yanında pos makinesiyle satan hostesler eşliğinde eurowings havayolu ile bu yol nasıl geçer diye kara kara düşünürken Allah yardımıma koştu elh: koltuğum 3 koltuklu bir sıranın koridor tarafına bakıyordu, yanım tabiki dolu. Benim oraya oturduğumu görünce yandaki cok medeni İspanyol gençler hemen hostesi çağırıp fısır fısır konuşuyorlar, tabi ben konunun yer değiştirme olduğunu anlıyo...rum. Yanımdakiler islam düşmanlığından mı, yabancı düşmanlığından mı yoksa Bebek, çocuk düşmanlığından mıdır bilmem başka yere geçmişlerdi. Onlar yanımdan kalkarken ben de teşekkür ettim.

6 Eylül 2018 Perşembe

Mozambik: Maputo

Cape Towndan Johannesburg aktarmalı olarak Maputoya doğru yola çıktık. Vasko de Gamayı ve Portekiz’i Mozambik’i sömürgeleştirdi diye sevmediğini söyleyen Bob Dylan ın Mozambik isimli şarkısı eşliğinde...


Biraz Tarih:

Batı işgalinden önce Arap bir Seyh olan Musa Bin Mbiki aracılığıyla arap coğrafyası ıle ticaret yapan bölgenın ısmı seyhın adından 'Mbiki' den türeyerek daha sonraları Mozambik olarak anılmıştır. 1498 de Vasko de Gama Mozambige ugramıs ve batının ilgisi altın bulma ümidi ile bu topraklara kaymıştır. Batı tarafından kotu muamele gorup köle olarak alınıp satılan Kolonı devletı Mozambık ancak 1975 de Samora Machel başkanlığında Mozambık Halk Cumhurıyetı ismi ile Komınıst bır devlet olur. Tam 11 sene sonra 1986 da hala nedenı açıklanamayan bır uçak kazasında hayatını kaybeden Samora Machel ülkede hala daha bir Önder olarak anılır. Machelın ölümünden sonra devletin Marksist kanadı daha da güçlenerek  tüm Endüstri kamusallaştırılıp Küba, Sovyetler ve Dogu Almanya gibi kominist ülkelerle işbirliği yapılmıştır. Hatta simdilerde bile Mozambik radyolarını acıtgınızda Küba esintilerini yakalarsınız... Avrupalı kalıfıye personel ve yatırımcılar ülkeyi terk edınce ülke ekonomisi ciddi zarar görmüş. 1976 yılında başlayan ic savaş 16 sene sürmüş ve 90 senesınde yapılan Anayasa degısıklıgı ıle Komınıst tek partılı düzenden, demokratik cok partılı düzene gecılmıs ve 92 senesınde ic savaş sona ermıstır

3 Eylül 2018 Pazartesi

Cape Town: Ümit Burnu

Yıl 1488 Bartolomeu Dias tarafından bulunduğu iddia edilen ve aslında Afrika’nın en uç noktası da olmadığı halde en uç nokta diye pazarlanan yer burası: Ümit burnu.
Yıl 1497 Vasko de Gama tarafından Afrika’nın yaklaşık 2 saat daha ilerisinden yani asıl en uç noktasından dolanarak Hindistana geçiş yolunun keşfedildiği iddia edilir tarih kitaplarında.
1470 tarihinde ölen Piri Reis ise çoktan Amerika’nın, Afrika’nın ve hatta Antarktika’nın bile ayrıntılı resmini çizmiştir ama ...tarih kitapları bunu yazmaz.
Demem o ki Endülüsden çaldıkları bilgileri kendi özel buluşları gibi yutturdular ya millete!!! İşte bu Ümit burnu da Afrika’nın en uç noktası diye pazarlanırken 2 saat yol daha gidemeyecek olan turistleri düşünmüş olsa gerekler. Şimdi cape Town gibi kalabalık bir yarım ada şehrinde getirecekleri turist ile 2 saat daha uzaklıkta olan ıssız bir yere getirebilecekleri turist sayısı aynı mı? Adamlar ülkeyi pazarlamayı çok iyi biliyorlar.
Doğası muhteşem, eyvallah.... ne varsa zaten doğal olanda var. Sık çalılıklar ve içlnde birçok havanın yaşadığı bir doğal koruma alanı (park) burası. Babunlar (bir maymun türü) belki yiyecek birşeyler verirsiniz diye sizinle birlikte ilerlerken deve kuşu ve diğer hayvanlar ise insanlardan uzaklaşmayı tercih ediyorlar.
Yolun sonunda vardığınız Ümit burnu ise, ticaret yollarını kapayan Osmanlı’dan dolayı Hindistana varacak başka bir yol arayışı ile Endülüsden köle olarak zaptettikleri müslüman denizcilerin de yardımı ile Avrupalılar buraya vardıklarında o kadar sevinmişler ki ondan sebep adına Ümit burnu demişler. Taaa o zamanlardan beri tepeye kondurdukları deniz feneri ise hala tarihi eser olarak korunuyor. Bu deniz feneri cok iç kısımda olduğundan cok gemi karaya oturmuş ve daha görünür ve açıkta olan başka bir yere yeni fener yapılmış. Kayalıklardan tepeye tırmanarak görülen eşsiz manzaraya çocuklara rağmen biz de Nail olabildik elh. Yusuf zaten kayalara tırmanmayı çok istiyordu biz de buralara gelmişken bundan da eksik kalmayalım dedik ve biz de tırmandık o kayalara.

Cape Town: Safari, Penguen Sahili ve Fok Balıkları

Güney Afrika’ya (cape Town) gelip de 5 büyük hayvanı (zürafa, aslan, fil, gergedan, zebra) kendi doğal yaşam alanlarında görmeden olmazdı. Tamam kabul ediyorum bu aslında tamamen serbest yaşam alanı değildi. Gerçekten cok büyük bir alan içinde serbest yaşayan hayvanlar ama sadece aslanların bölümünü elektrikli tellerle sarmışlardı. Her hafta besliyorlarmış aslanları. Diğer hayvanlar otobur olduğu için kardeş kardeş ve serbest serbest geçiniyormuş. Fillerin önümüze geçip yürüm...esi, aslanların miskin miskin yatmasına rağmen bizi yine de korkutması vs... 4 küçük çocukla yapılabilecek kompakt bir safari oldu. Ülkenin kuzeyinde aslında gerçek, doğal ve koruma altına alınmış asıl Safari Bölgesi var. Orda aslanlar da serbestler, bir hayvan görmek için saatlerce alanı dürbünle taraman gerekebilirmiş. O Safari 4 küçük çoçukla hem yorucu hem pahalı olurdu. Safari bitiminde de cocuklar tesisin çocuk Parkında oynadılar. Gelelim fotoğraflara:

2 Eylül 2018 Pazar

Cape Town: Masa Dag, Doga Tarihi Müzesi ve Dönme Dolap

Masa Dag (Table Mountain)

Cape Town’da son gittiğimiz yer Dünyanın 7 doğa harikasından biri olarak kabul edilen Masa Dağ oldu. Adına masa dağ denmesinin nedeni üst yüzeyinin masa gibi düz olması. Çoğunlukla tepesine bulut oturduğu için her zaman çıkmak mümkün olmuyor, hatta bulut üstünü örttüğünde buluta da masa örtüsü deniyor.
Cape Townda ki son günümüzde sabah Fok balıklarını seyretmek için denize açıldığımızda beni deniz tutmuştu. Bu nedenle son günkü tüm programımızı benim yüzümden iptal etmiştik... ve ben bir kaç saat evde yatarak dinlenmiştim. Öğleden sonra kendimi toparlayınca en azından Masa Dağa çıkalım dedik ve son teleferiğe yetiştik. Masa Daga çıkış ücreti çok yüksekti, zaten genel olarak Cape Town pahalı bir yermiş. Afrika şehri ucuzdur diye düşünmeyin Cape Town bir Avrupa ya da Amerika şehrinden daha pahalı diyebilirim size.
Tepeye çıkana kadar Yahya (3) teleferiğe binme heyecanı ile cıvıldayıp durdu. Yahyaya bir araç olsun zaten herseye biner.....
Tepede koruma altına alınmış botanik bitki çeşitlerinden tutun bölgeye özgü hayvan çeşitlerine kadar bir flora mevcut. Biz cok geç çıktığımız ve kış ayına denk geldiğimiz için hayvanlarla tanışamadık ama manzara muhteşemdi tabiki. Allah’ın yarattığı ve koruma altına alınan yani bozulmamış herşey muhteşem değil mi zaten..... Suphanallah deyip 5 günlük programımızda gidemediğimiz Mandelanın hapsedildiği Robben adasını da bu Dağdan seyrettik.