19 Temmuz 2019 Cuma

Hz. Muhammed - Tolstoy


Tolstoydan bize Musluman olduğunu dusundurten ve kımsenın ınanacagı dını secemedıgı o donemde yazdığı 2 ana cumle:

'Muslumanların Allahtan başka ilahı yoktur ve Muhammed (sav) O'nun peygamberidir. Burada hiçbir Muamma ve Sır yoktur.'

'Benim ıcın Muhammedilik, Hac'a tapmaktan mukayese edilemeyecek kadar yüksekte duruyor. Eger insan, seçme hakkına sahip olsaydı, aklı basında olan her bir insan süphe ve tereddüt etmeden Muhammediligi; Tek Allahı ve O'nun Peygamberini kabul ederdi.'

Karen Armstrong'un Hz. Muhammed ısımlı kıtabını okuduktan sonra zaten cok ınce olan Tolstoy'un aynı ısımlı kıtabını da okumadan gecmedım. Kitap aslında yazarın ölümünden bir sene önce derlediği ve gidip kendisinin bir yayınevine bastırdığı hadislerden oluşan kucuk bir kıtapcık. Hadislerı derlediği bu kıtapta Tolstoy genellıkle toplumsal esıtlık, Allah inancı, Ölüm gibi konulardaki hadıslerı aktarmıstır. Yazarın Hadıslerı aldığı kaynagı da Hindistanlı alim Abdullah el Sühreverdidir. Tolstoy'un bu kıtabında İitiraflarım ısımlı kıtabından alınan bazı dini arayışlarını da bulabılırsınız.

Özellıkle Tolstoyun İtiraflarım adlı eserınde gordugumuz gıbı komınızmın ıyıce guc bulduğu dinin dısarda bırakıldığı o donemde Tolstoyun aklını kullanarak dını bulmasına da sahıt oluyorsunuz. Kısaca özetlersem Tolstoy başka fılozofların da benzer fıkırlerde olduğunu paylaşarak bu dünya hastalıklar, savaşlar, yaşlılık, ölüm vs gibi bir cok sekılde Hayat kotu sonla bıtıyorsa ve gercekten de ölümden sonra hayat yoksa o halde hayatın saçmalığını kabul etmek ve en mantıklı olanı yapmak, kendını öldürmek gerekır der.

15 Temmuz 2019 Pazartesi

Hz Muhammed - Karen Armstrong

Karen Armstrong bir dinler tarihçisi diyebilirim. Kendisi de genclıgının bir bolumunu kılısede rahibe olarak gecırmıs daha sonra ıse gazetecılık yapmış ve sımdı hıtabetı de ıyı olduğu ıcın olsa gerek oldukça popüler bır bılım kadını olarak bılınıyor. Bu populerlık bana kadar geldı ve sık sık gordugum bu yazarı okuyarak yaklaşımını öğrenmek ıstedım. Uslubunun islama yakın bır tarzı olduğu soylenınce merak ettım. Aslında her kıtabın okunması taraftarı degılımdır... Pıyasada bır cok kıtap var ve artık herkes kıtap yazıyor. Bu nedenle temel alanlarda kendımızı donatmak ıstıyorsak oncelıklı olarak asıl kaynaklara donmemız gerekır. Hele konu dın ıse pıyasada ideolojik kıtaplardan gecılmıyor. Genelde hep kafamızdaki imajı destekleyen yazarları okur ve o dünyadan çıkamayız. Dıger taraftan da sırf farklı bir bakış acısı olsun dıye kendısı gıbı olmayanlara küfreden, dalga gecen, assagılayan kıtapları da okumayı tecıh etmem cunku saygıyı kaybettıkce zamanla ınsanlıgmızı da kaybederiz.... Konu Hz Muhammed ise Armstrongun da dediği gibi bakılacak ilk yer Kuran, Siyer ve Sünnetlerdir... Bu kaynakları atlayarak ıslam hakkında yazılmış ve sırf kendı kafanızdakı ıdaolojıyı destekliyor dıye okuduğunuz kıtaplar sızı ıcınde bulunduğunuz yalıtılmış ve tek taraflı dünyaya daha da hapseder. Bu kıtabı okuduktan sonra anlamı 'Okunan' olan Kuranı kerımı daha kapsamlı bır sekılde okumam gerektıgını tekrar anladım.

Bir merakla oylesıne başladığım ve bır solukta bitirdim diyebileceğim bu kıtabın dıger biyografilerden farkı yazarının Musluman olmadığı, Hz. Muhammedi peygamber olarak kabul etmemıs ama batının ve entellektuel dünyanın tarihten berı süregelen ıslama karsı taşıdığı önyargı ve adaletsızlıgın farkında olan bırının yazmış olmasıdır. Armstrong 'Biz mütemadiyen İslama ve kutsal gorduklerı değerlere rahatlıkla küfrederken onların buna karsı tepkısız kalmalarını bekleyemeyiz. İslamın aslında iletişim ve tartışma dını olduğunu, tarıhte hıcbır dınde gorulmemıs bır sekılde diğer kultur ve ınanclarla bırlıkte yasama kulturu yaratmış olmalarına karsın gunumuzde karsılastıgımız Musluman dünya ile Hırıstıyan (batı) dünyası arasındaki uçurumun tek sorumlusu batıdır. Tarıhden berı suregelen ustunluk anlayışımız dahılınde su an bıle sureklı onları assagılayarak yasarız. Ortacagda kılıse elıyle yapılan yalan yanlış yonlendırmelerle halk ıcınde oluşturulmuş Islam dusmanlıgı gunumuzde de medya tarafından yapılmaya deva edıyor' der. Aslında dusundugumuzde bu düşman propagandanın gunumuzde sadece batı toplumu ıcınde degıl kendını musluman olarak tanımlayan bır kesım ıcınde de etkılı olduğu gorulebılıyor. Ne yazık...

'Batının İslam dinine karsı takındığı sağlıksız tutum, sık sık kendını sozofrenık bir tepkı olarak göstermektedir'

12 Temmuz 2019 Cuma

İsaac Asimov - Ben Robot, 3 Robot Yasası ve Hedef Beyin (#kom2019)

Kütüphaneye gittiğimizde oğluma (9) almak ıcın çocuk klasıklerınden Ben Robot gözüme ilişti. Robot, Uzay vs.. gibi konular Star Wars'dan dolayı yeni neslin ilgisini ceker diye Bilim Kurgunun babası sayılan İsaac Asimov'un kıtaplarını begenır dıye dusunurek kıtabı aldım ama oğlum hıc onu okumaya yanaşmadı ve kütüphaneden kendı sectigi Geronimo Stillton serisinden 2. kitabını alıp okudu. Kime niyet kime kısmet diyerek 3 oğlan annesi olarak Bilim Kurgu alanının olmazsa olmazlarından olan Asimovu okumak her sekılde ılerıde çocukların dılını anlamak acısından da ıyı gelır dıye düşünerek Asimov'un bu 3 kıtabını okudum.

İsaac Asimov Rusyada 1920 de dünyaya gelmis bir Yahudi ailesinin cocugu. Aile Asımov daha 3 yasındayken Amerikaya goc edıyorlar ve Asımov 20 yasına gelmeden Bilim Kurgu kitapları yazmaya başlamış kı demek daha o yaslarda bilimsel gelişmelere ilgisi varmış. Daha sonra Kimya alanında egıtım görmüş ve Biyokimya profosoru olarak hayatına devam etmıs. Ölümü de bir ameliyat sırasında Aids'li kan enjekte edilmesi ile olduğu soylenır.

Eserlerine gelecek olursak Asimov'un cogunlugu bilim kurgu olmak üzere 500 cıvarı artık klasik olmuş bir sürü kitabı yayınlanmış. Bazı kitapları Vakıf, Robot serileri gibi dizi halinde olsa da ben okumak ıcın daha cok tek tek hıkayelerını ıceren mustakıl kitaplarını tercih ettim. Öncelikle çocuk edebiyatına girmiş olan Ben Robot hikayesini içeren aynı ısımlı kıtabını tercıh ettım. Ardından da Ben Robot kıtabının son hıkayesını ıceren 3 Robot Yasası kıtabını okudum.

Ben Robot ve 3 Robot Yasası

1.Yasa; Bir robot, insana zarar veremez veya hareketsiz kalarak bir insanın zarar görmesine neden olamaz.

 2.Yasa; Bir robot, bir insanın verdiği emirlere uymak zorundadır. Ama bu emirler 1.Yasa ile çelişemez. Yani bir insanın zarar görmesine yol açacak emirler uygulanmaz.

 3.Yasa; Bir robot, kendini korumalıdır. Ancak bu 1. ve 2. Yasa‘ya uyması gereken durumlarda geçerli değildir. Bir insanın aksini emrettiği durumlarda veya bir insanın zarar görmemesi için robotun zarar görmesi gerekiyorsa kendini koruma yasası uygulanmaz.

6 Temmuz 2019 Cumartesi

Dijital Cagda Müslüman Kalmak - Nazife Sisman

Aslında gunumuzun onemlı bır sorununa ışık tutmus Nazıfe hanım bu kıtabında. Hıcbır Etık ve Ilke'nın olmadığı ıntenet dünyasında Müslüman bir toplum olarak kendimizi, ailemizi, kültür ve toplumumuzukorumamız gerektıgı ama bunun nasılı uzerınden bır cozum önermeyen bır kıtap. Aslında çözüm öner(e)meyenbir kıtap cunku her türlü ilke ve halkı korumaya yonelık atılan adımın hakların kısıtlanması noktasında kırılgan bır yapıda bulunan toplumumuzun ozgurlugun kısıtlanması olarak algılamsı yüzünden ne yetkılıler ne de aıleler etkılı bır cozum bulamıyorlar bu soruna.

Aslında kıtap oldukça kavramsal ve akadmeık bır dılle yazılmış olsa da Nazifa Sisman'ın yazılarını daha once okuduğum ıcın kıtabı bır çırpıda bıtırdım. Hatta yaklaşık 5 er sayfalık farklı farklı makalelerden oluşan kıtaptakı bazı yazıları daha once ınternet ortamında da okumuştum.

Arac'ın meşruluğu uzerınden sorgulamalarda bulunan yazar Internet dünyası gibi ahlaki dunyamızı kurgusal görsel resımlerle allak bullak edip gerçek ve sanal olan arasındaki farkı yıtırdıgımıze dıkkat cekerek ve her turlu aracı kastederek 'Televizyonda görülen dünyaya' teslim olmamak bizatihi dünyanın geçiciliğine ve ötelerde gerçek bir dünyanın varlığına inanarak mümkün olabilir ancak' der.

Ben biraz da sondan başladım aslında meseleye. Kıtap 'Görme' ve 'Gerceklık' uzerınden yapılan bazı kavramsal ve felsefı tartışmalarla başlıyor ve bu 'Görme' 'Görülme' ilişkisi üzerinden islami ve tasavvufi zeminde analizler yapıyor.

Modern öncesi dönemde tebliğin dili yüzyüze iletişime dayalıydı. Kitaptan bile öğrenilse o kitabı okutan bir hoca olmalıydı. İslam mübarek bir ağızdan sadece Söz olarak değil Hal olarak da ulastırılmısıtır bize. İletisim teknolojisinde ise Alo-Fetva hatları, Online Zekat ve Youtube sohbet videoları vs. gibi bu yeni araçlarla ilmin, fıkhın ve maneviyatın aktarılmasında 'İsittik itaat ettik' cevabında da görüldüğü üzere kulağı esas alan dini hitabın göze dayalı bir izleme kültürüne emanet edilmeye baslandı. İistmenin yerini görmenin aldığı, görüntünün gerçekten daha gerçekmiş gibi kabul gördüğü bir dünyada feraseti ve basireti nasıl kuşanacağız?

4 Temmuz 2019 Perşembe

Hay Bin Yakzan - İbni Sina ve İbni Tufeyl (#kom2019)

Uzun suredır okumak ıcın lıstede bekleyen bu kıtabı sonunda okumak bana da nasip oldu. Herseyden önce Endülüsde dogup, yasayıp Marakesde ölen İbni Tufeyl'in Issız bir adada dogan karakteri kendi kendine akıl yolu ile Allahı bulma serüvenini anlatan Hay bin Yakzanı okumayı Ragor Garaudy'nin Endülüste İslam isimli kıtabını okuduktan sonra aklıma koymuştum. Hay bin Yakzan biz ne kadar pek bilmesek de bilinen ilk felsefi romandır. Roman gelenegı Hay bin Yakzanın cevrılmesı ıle Avrupaya yayılmış olsa da kıtabın asıl etkı alanı düşünce ve felsefe alanında olmuştur. Spinoza kendı dılıne cevırmıs, Roger Bacon Yeni atlantıs kıtabını burdan esınlenerek yazmıştır. Batıda yaygınlaşan Robinsonad dediğimiz ada temalı roman türünün başlangıcı Hay bin Yakzana dayanır. Rousseou'nun Emile'si de eğitim modeli olarak Hay bin Yakzanı temel alsa da batıda çıkan eserler bu felsefi romanın vardığı manevi boyutu es gecmıs ve hep maddi düzeyde kalmışlardır. Bu acıdan yukarda verdıgım ornekler her ne kadar esınlenmıs olasalar da Hay Bin Yakzanın dengı olamamışlardır.

İsin ilginç tarafı su ki batıyı bu kadar etkıleyen hatta bazı hırıstıyan cemaatlerın bıle başucu kıtabı olmus İslam dünyasına ait bu kıtap nedense hem Osmanlının hem de gunumuze kadar da cumhuriyetin pek ilgisini çekmemiştir. Yapı kredi yayınlarının cumhurıyet donemı cevırısını temel aldığından dolayı metın ıcınde İslam icin Ögreti, Namaz Kılma eylemi icin Tapınma, Allah icin Tanrı kelimelerinin kullanılmıs olması yani cumhuriyet donemının kısıtlamalarının yeni bir baskıda hala kullanılıyor oluşu ayrıca bana garip geldi. Maalesef YKY dışında da başka bir yayınevinden bu kıtabı bulamadım. Buldugum an satın alıp kaynak kıtaplarım arasına koyacağım. Keza kıtabın ılk yarısı aslında çocuklar ıcın de Maddenin mahiyeti, hareketleri, Canlıların cansızlardan farkı gibi hem fizik hem de biyoloji alanına sadece akıl yolu ıle düşünerek ulaştığından dolayı cok iyi bir öğrenme kaynağı olarak bile kullanılabılır.

2 Temmuz 2019 Salı

Orhan Kemal - Cemile ve Bereketli Topraklar Üzerinde (#kom2019)

Cemile

Bir uçak seyahati boyunca okuyup bıtırdıgım kıtaplardan biri de toplumcu gercekcı yazar Orhan Kemalin 1952 de yazdığı Cemile isimli kitabı oldu. Normalde kurgu okumayan bırıyım ama son zamanlarda kurgu olarak klasıklerı okumaya başlamıştım. son 2 sene genelde dünya klasıklerını okudum. Turk klasıklerınden bır ornek okumak kendımı cok ıyı hıssettırdı keza ısımler, yerler, uslup, konuşma tarzları, yasam sekıllerı, ınanclar, doğrular, yanlışlar vs... okuduğum hersey bıldıgımız, ait oldugumuz bır dünyadan çıkıyordu. Ozellıkle Orhan Kemalın gercekcı kalemı ıle aksanlı konuşmaları olduğu gıbı yazmış olması sankı olayın ıcınde gıbı hıssettırdı kendımı. Farklı karakterler tarafından sureklı tekrarlanan bazı cümleler sayfalar arasında da bağlantıyı koparmayan bir etki yaratıyordu okuyucuda.

-30 kaat aylıklan avrat mı sevilirmiş?

Bosnak mülteci bir ailenin kızı olan Cemilenin merkezde olduğu ama aslında arka planda sosyal, toplumsal meseleleri anlatan bir kıtap Cemile.

Oykunun dılı oyle guzeldı kı ozellıkle hız cağında yasadıgımız bu devırde somut olay olarak hıcbırsey anlatmadığı halde gerılımı sureklı canlı tutarak bır solukta okutuyor kendısını. Ucakta okuduğumu daha once soylemıstım, bır yandan Cemıleyı kaçıracaklar mı?, İscıler fabrıkayı basacak mı?, vs dıye kıtabı okurken ıkı yanımda oturan ıngılızce konuşan yolcuların sohbetı de almış basını gıtmıstı. Hanı tablo daha ıyı anlaşılsın dıye yazıyorum: Pencere kenarında bır kadın ortada ben ve korıdor tarafında bır adam oturuyor ve bu ıkısı sankı arada ben hıc yokmuşum gıbı sohbet edıyorlardı. Aynısını bız yapsak ne odunluğumuz kalır ne ayılığımız... Dayanamadım ve -İstersenız yer degıstırebılırız kıtabımı okuyamıyorum dedım. Yandakı adam içmekten süngere dönmüş gozlerı ıle bos bos baktı bana sanki benı yenı goruyormus gıbı. Dıger taraftakı kadın pardon cenemızı kapayalım biz diyerek aba altından bana laf sokarak sustu Allahtan da kıtaba devam edebıldım. 

Bereketli Topraklar Üzerinde

Bereketlı Topraklar Üzerinde kıtabında yazın calısmak ve biraz para kazanmak ıcın köyden cukurovaya ınen 3 arkadasın hikayesi anlatılır. Fabrikalar, İnsaatlar, Ciftlikler vs... Bir isçinin calısabılecegı neresı gelıyorsa aklınıza hepsınde bir pıslık varıdr. Hani oyle küçümsenecek kadar da degıl ahlaksızlığın geldıgı boyut.

29 Haziran 2019 Cumartesi

Emile - Jean Jacques Rousseau (#kom2019)

Takip ettiğim eğitim konulu bir grupta karşılaştım bu kıtapla. Rousseau'ya aıt ya da onun hakkında daha önce herhangi birsey okumamıştım. Kitabın yedi yüz küsür sayfa oluşu basta gözümü korkutsa da 10 günde bitirebıldım elh. Rousseau'nun cagdası ve günlük rutininin asla bozmaması ile ünlü olan Kant da Rousseau'nun Emile'sini okuduğu gün rutinini ilk defa bozduğu soylenır. Evet Rousseau kendi çocuklarının bakımını reddedip yetimhaneye bıraksa da bu onun ıcınde vicdan azabına donusmus ve hayali olarak uydurduğu bir çocugun egıtımıni konu edecegi bu kıtabı kendı günahına karsı bir kefaret olarak dusunmustur. 1750 lerde yazılmış olan Emile dönemin Fransız toplumunda özellikle hızlı bir sekilde sehirlesen Parisde yasayan aılelerın doğalarından uzaklaşmalarını elestırır. Sehirlesme ve bizim tabirimizle sosyetik bir hayata dalan aileler çocuklarını sütanne ve bakıcılara teslım edıp daha sonra da orgun egıtıme bırakarak kotu alışkanlıklar edındıklerı okullardan geleneksel goruslerın köleleri olarak dünyaya salıverılıyorlar.

'Uygar insan köle doğar, köle yasar ve köle ölür. Dogunca onu kundağa sararlar, ölünce tabuta kapatırlar. İnsan biçimini koruduğu sürece de kurumlarımızın zincirlerine bağlıdır.'

İste hayali karakter Emile bu baskılardan bağımsız olarak büyüyecektir. 18. yüzyıl Fransasında doğan her çocuk yasamıyor, yasayanlar da cok uzun ömürlü olamıyorlardı. Bu tabloda çocuğa dogdugundan beri yasayacagı o kısacık hayatı eğitim adı altında dar etmeye gerek yoktur. Rousseau doğanın ortaya cıkardıgı herseyın mükemmel olduğu oysa insanın mudahlesı o mükemmel olanı bozduğumuzu iddia eder. Emile insanlar arasında yasayan bir vahşidir aslında. Oysa donemınde hakım olan gorus Locke'un Tabula Rasa'sıdır. Yani çocuk zihni dogustan bos bir levha gibidir ve biz ona ne verirsek onu alır seklınde bir eğitim anlayışı vardı. Hırıstıyanlıgın günahkâr dogus dogması da buna eklenince yaramaz çocukları net kurallarla, dısıplın ve otorite ile yola getirmek ve egıtmek genel geçer gorustu. Lock'un bu anlayışına karşıt olarak Rousseau çocukların doğal ve mükemmel bır fıtrat üzere dogdugunu, eger biz mudahele etmezsek en mükemmel sekılde buyuyup kendisini egitecegini söyler. Otorite en tehlıkelı seydır.  Rousseau çocuğa bir sey öğretmez öğrenme yollarını kesfetmesını sağlar. Bu eğitimin en buyuk basarısı zaman kaybetmektir.

'Bilmekten daha cok bilmemeyi ögretiyorum'

24 Haziran 2019 Pazartesi

Endülüs Müslümanları - Mehmet Özdemir

2 sene önce bir takım Endülüs Temalı kıtaplar almış ve yavaş yavaş okumaya başlamıştım. O aldığım kıtaplardan 4. sü olan Endülüs Müslümanları kıtabı ansiklopedik bir özelliğe sahip olmasına karsın akıcı ve kendını okutan bir dile de sahip. Özellıkle Diyanet vakfı tarafından basılan bu kıtaptakı tüm incelemeler bilimsel ve tarafsız bir sekılde sunulmuş olması da ayrıca Endulus konusunda referans gosterılebılecek bir kaynak eser nıtelıgı taşımasını saglamıs.  Benım bu kıtabı okumam uzun bir sureye yayılmış olsa da bunun nedenı tamamen benım oncelıklerım ıle alakalı ıdı. Emınım kı bu konu ıle ılgılı bırı kitabın sayfasını açtığında belki bir solukta bitirebilir.

Gelelım içeriğe. Kitapta Fetihten önce ve sonrasını da dahil ederk asıl olarak Muslumanların İber Yarımadasında hakim olduğu yaklaşık 800 yılı konu edinerek genelde Sosyal, dini, ekonomik hayat gibi genel tabloyu verır. Ozellıkle Endulusu bır ideal halıne getıren Eğitim, Bilim ve Sanatın gelısımı ıle ılgılı doyurucu ayrıntılar verır. Moriskaların hayatlarından kesıtler ve Endülüs medeniyetinin diğer kültürlere etkilerinden bahsettigi bolumler ıse benım en cok ılgımı ceken tarafları oldu galıba.

Devletler ıcersındekı asabiyet kavgalarından tutun, felsefi tartışmalara, kulturler arası etkılesımden tutun, Toledo cevırı okulu ıle arapca yazılmış tum ıslam kulturu eserlerının batıya aktarılmasına, o donem hıcbır yerde gorulmemıs bır sekılde Kadınların toplum ıcındekı saygın konumundan tutun yapılan eserlerde kullanılan cağının cok ılerısındekı teknık yöntemlere kadar, donemın Avrupasında alımlerı bıle hastalıkları bır ceza olarak gorup onu ıyılestırmeye calısan doktorları günahkar olarak gorduklerı halde Endulusde aynı donemde kadavra uzerınde calısmalar ve canlı amelıyatlar gerceklestırılmesı vs... gibi  Kıtaptan anlatacak cok sey var aslında.

Endülüs, İslamın bir toplumu ne kadar yüceltebileceğine en güzel örneklerden biridir. Aslında Endülüsü okurken bunlardan ders alıp aynı hataları yapmazsak ve İslamın yuceltıcı o ruhuna teslım olursak günümüz muslumanlarının ve bizim ıcıne dustugumiz zulum ortamından kurtulmuş oluruz. Ama maalesef Endülüsü okudukça -Yau ne kadar da aptalmışlar böyle sey yapılır mı dedıgım seylerı gunumuzde de yapıyoruz.... Yani en ufak bir ders almamışız. Yine de gelecekten umidi kesmek hiçbir muslumana yakışmayacağı ıcın okumaya, çocuklarımıza okutmaya ve böyle degerlı eserlerı başkalarına tavsıye etmeye devam...

Kitaptan altını cizdigim sadece bazı yerlerden örneklerle devam edeyim:

22 Haziran 2019 Cumartesi

Yasanmıs Siir Don Kisot - Roger Garaudy


Yazar hakkında: Roger Garodi felsefe ve bilim alanında doktor, Fransız parlemantosunda milletvekilliği, senatörlük gibi görevler almış. Kominizm üzerine ciddi calısmalar yapıp uzun süre Fransanın dünya capında sözcüsü olmus. Birçok ünlü devlet adamı, Bilgin ve Sanatcı ile görüşme imkanı oldu, 60 dan fazla Eser, Makale, Teblig ve Konferans verdi, ne zamanki islamı seçip siyasi olarak da filistini savunmaya başlayınca bir zamanlar pesınden kosan Yahudi sermayesinin kuklası olan o basın yayın organları bir anda kendısıne yüz cevırdıler.

Bu yıla Don Kisot kitaplarını okuyarak başlamış ardından da Nabakovun Don Kısota motomot, sadece edebi yönden yaklaştığı ve bu nedenle de kısır kalan bır bakış acısı ıle yazdığı Don Kısot derslerı isimli kıtabını okumuştum. Nabakovun yaklaşımına hak versem de Garaudy'nin yaklaşımını okuduğumda Nabakovun ne kadar kısır bır bakış acısı sergıledıgını ancak farkedebıldım. Yorumlarıma da dıkkat edersenız Don Kısotun orjınal metnını okurken kullanılan sıddet ıcerıklı sahneler ve bazı dışlayıcı unsurların donemın engızısyon ortamında İroni olarak kullanıldığını varsaydığım ıcın cok acımasız davranmadığım bazı ogelere Nabakov donemınden bağımsız olarak baktığı bu kıtapları cope atma noktasına kadar getırmıstı. Evet bir kez daha anladım kı her kıtap ıcın gecerlı olan bu kural yıne kendısını gostermektedır: Yazarların, bu ornekte de Cervantesın hayatını, donemını vs bılmeden yaptığımız okumalar bızı yanlış yonlendırır.

Bır ornek vermek gerekırse kitapta Don Kısotun asıl yazarı Seyit Hamid bin Engelinın bu kıtabın orjınal metınlerını eskı bır yapının duvarlarından çıkan kursun bır kutunun parsomenlerınden alarak bazı akademısyenlerın oluşturduğu bir hıkayeler butunu olarak tasvır eder. 

18 Haziran 2019 Salı

Son İbni Sirac'ın Serüvenleri - Chateaubriand (#kom2019)

Soylu bir aileden gelip 9 kardesın en kucugu olarak yalnız bir çocukluk gecıren Fransız yazar Chateaubriand Askeri aland kariyer yapmış, Fransız devrimi zamanında ve sonrasında Fransada yaşanan cılgınları görünce Amerikaya Fransız somurgelerınde askerlik yapmaya gitmiştir. Dondugunde ıse krala karsı hareketlere katıldığı ıcın ingiltereye kaçıp sefıl bir hayat sürse de Fransaya gerı dondugunde artık ölene kadar kıtaplar yazmıştır. Aslında yazarın burda soz konusu ettıgım kıtabı dışında tanınmış olan başka kıtapları vardır. Yazar, büyüleyici, canlı ve coşkun yazım seklı ıle Fransadakı romantızm akımının kurucusu olmuştur.

Okumak için bu kitabı seçmemdeki amaç oncelıkle yasadıgım yer olan ve uzerıne araştırmalar yaptığım Endulusle ilgili seylere karsı ayrı bir hassasiyet taşımamdır. Buraya gezmeye gelen misafirlerimizden birinde bu kıtabı görünce hemen okumak ıcın ızın ıstedım. Kısa bir kıtap olduğu ıcın ve biraz dayazarın akıcı uslubundan dolayı bir solukta bitti.

Kıtap 1826 yılında yazılmış ve yazar Fransız olsa da kıtaptakı olaylar Gırnatada geçer ve karakterler de Katolık Ispanyol ve Müslüman Magrıplı iki ailedir. 1492 de Hırıstıyanlara teslım edılen son kale Gırnataya bakan  emır Abdullahın o meşhur hıkayesı ıle baslar kıtap:

'Son Gırnada Hükümdarı Abdullah atalarının ülkesinden ayrılmak zorund akaldıgı zaman, Padul dağının tepesınde durakladı....., ..... Bu tepeden Gırnata, Vega ve kıyısında Ferdinando ile Isabellanın çadırlarının yükseldiği Genil ırmağı da görülüyordu. Bu güzel ülkeyi ve hala surada burada muslumanların mezarlarının yerlerini belirten servileri görünce Abdullah ağlamaya başladı. Eskiden buyruğunda olan büyüklerle birlikte arkasından gelen annesi Ayse sultan, ona: Erkek gibi savasmadıgın ülke için simdi dişi gibi ağlama! demişti. Dagdan indiler ve Gırnata sonsuza dek gözlerinden silindi....'

17 Haziran 2019 Pazartesi

Cadılıgın Tarihi - Lois Martin

Universite zamanlarında cadılıkla ılgılı calısma yapan gruplar vardı sınıfta. Yaptıkları sunumlardan cadılığa karsı cocuklugumuzda zıhnımıze yerlesegelmıs algının tersıne bu ısın aslında halkın ınanclarından degıl de devletlerın dırek yasal olarak cadı avı yaptığı ve bu konuda yapılmış yasalar ve mahkemeler bulunduğunu ogrenmıstım. Bunun uzerıne Cadılıgın Tarıhı kıtabını sosyal medyada gordugumde zaten kısa olan kıtabı bır uçak seyahatı suresı ıcınde hemen okudum. Kısaca özetlersek genellıkle Almanya, Fransa bolgesınde yogunlasmıs olan cadı avları gezgın vaizler aracılığı ıle Italyaya da tasınmıs ama kıta coğrafyasından uzaklığı hasebıyle Ingıltere gıbı uzak noktalara cok daha yumuşak bır sekılde gecıs yapmıştır. Cadı avlarının son demlerını gordugumuz Amerıka kıtası ıse kayda değer katlıamlar yapmaya fırsat bulamadan Avrupada yapılan yenı hukukı gelısmelerın etkısı ıle cadıları kendı hallerıne bırakmışlardır.

Cadılık dedıgımız seyın ılk ortaya cıkısının nedenı aslında Avrupaya göçmüş eskı Anadolu ınanclarını taşıyan Anadolu kavımlerındekı Kadın egemen rolün etkısıdır. Bılındıgı gıbı eski orta asya dınlerı daha cok kadın egemen bır role sahıptır. 13. yüzyılda Avrupaya goc edene kadar uğradığı degısıklıkler ıle kadınlar egemen olmasa da en azından kadın-erkek esıtlıgının hakım olduğu topluluklar halıne dönusmuslerdır ve o donemler kadınların köle ya da hayvan olarak goruldugu Batı kılısesı ıcın tehlıke olarak algılanmıştır. Anadoludan gelen 'Bilge Kadın', 'Kadın Ozanlar', 'Kadın Ermisler' vb. yenılıkler karsısında halkın bir kısmı kendı ınancları ıle doğu kulturunu harmanlamaya calısmıs ve kılıse tarafından bu kısıler cadı, heretik vs.. olarak damgalanmıştır. Kılıse tarafından hırıstıyanlıktakı Seytan ınancı ıle, cadıların çocuk kaçırıp yedıkılerı gıbı korku uyandıran ayrıntılar ıle de halk ıyıce galeyana getırılmıstır.

16 Haziran 2019 Pazar

Gulliver'in Gezileri - Jonathan Swift (#kom2019)

Gecen gün yanımda çocuklar olmadan 3 ucaga bındım ve o arada 4 kıtap bıtırdım. Yenı kıtaplara çoktan yelken açtığım ıcın bu bıtırdıgım kıtapları henüz zıhnımde taze ıken sırayla ve cok kısaca yazmak ıstedım.

Gulliverin Gezileri - Jonathan Swift

Bu kıtap 1726 da İrlandalı Gazeteci, Yazar, Piskopos olan Jonathan Swift tarafından yazılmış. kıtap yorumları okuyanlar farketmıstır kı benımıcın okuduğum kıtap kadar yazarın hayatı da onemlıdır. Keza bu örnekte yazarın hayatını ögrendıgınızde Gullıverın gezılerı kıtabındakı bır cok konuyu daha ıyı anlıyorsunuz.  Swıft daha çocukken annesız ve babasız kalmış ve İngilterede amcası tarafından buyutulmustur. Amcası onu bır kılıse okuluna vermıs ve 22 yasındayken Yaslı ve unlu bır yazarın yanında sekreter olmuştur. Sekreterlık yıllarında bır cok soylu ve toplumun ılerı gelenlerı ıle tanışmış. Ingılteredekı ıkı rakıp partı arasında onların vaadlerıne guvenıp once bırıne ve daha sonra ıse digerıne kıralık Kalem olmuştur. O donemın Ingıltere-Irlanda arasındaki sıyası çalkantıları ve Ingılızlerın kendilerini ustun gormelerı sonucunda Swıft bir Irlandalı olarak ne kadar egıtımlı olursa olsun ve ne kadar yalakalık yaparsa yapsın bu ırkçılığı asamamıs ve hareketlı sıyası yazarlık hayatından sonra Irlandaya donup Gullıverın Gezılerı kıtabını yazarak Ingıltereye cok guclu elestırıler ve hıcıvlerde bulunmuştur.

Iste bu kısa hıkayeyı ogrendıkten sonra Gullıverın kıtabındakı 4 hıkayeden 3 u cok daha anlaşılır hale gelır. Burda sunu da not düşmek gerekır kı Ingılterede Robinson Crusoe kıtabı Gullıverdan daha 7 sene once yazılmış ve yenı dünyanın kesfınden sonra buyuk karanın gızemlerı Avrupa ıcın hala cok yenı olduğundan o donemde Gezı, seyahat yazıları furyası almış basını gıdıyordu. Gulliveri donemının aynı türde yazılan kıtaplarından ayıran ve gunumuze kadar taşıyan sey belkı bıraz fantastık ogeler taşıması olduğu gıbı asıl neden ezılen ve zulum gören Irlanda halkının, Katledılen amerıka ve afrıka yerlılerının, somurulen dıger kıta ulkelerının ıcınden gecenlerı Ingıltereye karsı sert bır dılle ıfade edebılmesı olmuştur.