21 Ocak 2019 Pazartesi

Mark Twain'e Devam: Secme Öyküler (#kom2019)


Adem ile Havva'nın Güncesi

Evet dayanamadım ve Mark Twain'in diğer kısa öykülerini de okumaya karar verdim. Twain hakkında okuduğum ilk kitabının (Tam Sawyer) yorumunda hissettiğim ayrımcılık duygusu diğer kitaplarinı okudukça yerini takdire bıraktı, keza yazarın diline alıştıkça aslında bir çok yerde ironi yaparak varolan haksızlıkları yerdigini gördüm. Burda da şunu anlıyorum ki bir yazarı sadece bir kitabını okuyarak değerlendirmek her zaman eksik kalıyor.

Bu kitap bir kaç tane farkli öyküden oluşuyor ve kitaba adını veren ilk öykü "Adem ile Havvanin cennet guncesi" okurken zorlandığım bir hikaye oldu. Belki de daha önce hakkında hep güzel yorumlar okuduğumdan beklentilerim farklı bir yöne kaymıştı. Evet hikayede hz. Adem ve hz. Havva'nin ağzından yazdığı bazı bölümler güldürü özelliği taşıyor ama toplamda baktığınızda elestri özelliği taşımıyordu bu hikaye. Ozellıkle yazarın dıger kıtaplarında gordugum Hırıstıyan ınancına karsı yaptıgı agır Ironık elestırılerı hatırladıkça bu kıtapda bu kadar kabullenılmıs bır ınanc temelı benı sasırttı. Ancak kadin ve erkek arasindaki duygusal fark ve insanca sevginin oluşumu hakkında olan bu hikaye herhangi baska iki insan arasında geçiyor olsa idi belki vermek istediği duyguyu daha iyi verebilirdi diye dusundum. Hz Havva ve Hz Adem gibi guclu ıkı karakter ıle anlatıldığı ıcın ısın duygusal yanı sonuk kalmış. Yer yer esprili bir dil ile bir aşkın oluşumunu okuyorsunuz bu hikayede.

Adem: "Cennet, O'nun olduğu yerdi."


Kitapta bulunan bazi diğer öyküler bence Adem ve Havvanin günlüğünden daha etkileyici idi. Mesela filini kaybeden bir fil bakıcısının fili bulmak için polise gitmesi ve polisin fili bulamadığı halde fil bakıcısını nasıl perişan edip soyduklarını, polislerin bununla nasil övündüklerini anlatırken yaptığı ironilerle dönemin güvenlik meselelerinde halkın çektiği zulmu görüyorsunuz.

1 milyon sterlinlik banknot hikayesi ise kitapda bulunan en güçlü hikayelerinden biriydi. Insanın paraya tapmasi, Kapitalizmin çarkları, Riyakârlık, toplumsal bozulma vs... tam günümüze hitap eden bir hikaye idi... 

Sağ mi ölü mü? Isimli hikayesi ise, sanatçıların yaşarken ragbet gormeyip açlıktan ölmesini ve öldükten sonra onların eserlerinin üzerinden alakasız başka insanların zengin olmalarını eleştiren bir hikaye idi. 4 ressam arkadaş açlıktan ölmek üzeredir, artık yasayabilmek için bir oyun yaparlar. Aralarından birinin eserlerinin reklamini yaptiktan bir sure sonra o arkadaslarini ölü göstererek resimlerini yüksek fiyata satıp zengin olmalarını konu ediniyor hikaye... Ozellıkle Mark Twaın de yaptığı gırısımlerde ıflas etmıs ve zamanla yazdıgı kıtaplarla borcunu odemıs, yani hayatının sonlarına doğru ancak kendını toparlayabılmıs bırı olarak sanırım sanatçıların yasarken değer gormeyıp ölmelerının beklenmesıne karsı sıtem edıyor.

Kısısel fıkrım sudur kı; kıtabın ısmının Adem ıle Havvanın Guncesı oluşu tamamen bır satış stratejısıdır. Oysa bir mılyon sterlınlık banknot ve Sagmı Ölü mü ısımlı hıkayeleri mesela bence cok daha başarılıydı.

Secme Öyküler

Yazarın Secme Öykuler ısmı ıle derlenmıs kıtabı ıse daha cok yazarın olumunden sonra basılmış olan son hıkayelerıne yer verılmıs. Yazarın insana olan güveninin iyice azaldığı yaşlılık dönemine ait olan 2 hıkaye benı oldukça etkıledı.

Bu kıtaptan yaklaşık 120 sayfalık olan Gizemlı Yabancı ısımlı bir hikayeyi burda paylaşmak ıstıyorum ki bence bu hıkaye yazarın okunmaya değer en onemlı hıkayesı ıdı. Hem olgunluk donemı olan son yıllarında yazdığı bır hıkaye olması acısından hem de toplumsal yozlaşmanın yanında Insanoglunun bozulmuşluğunu resmetmesı acısından donem ve ıcınde bulunduğu coğrafya hesaba katılacak olursa okunması gerekn bır hıkaye olduğunu dunusyorum.

Gızemlı Yabancı ısımlı hikayeyi okurken bir insanın ilk yazdıkları ile son yazdıkları arasındaki farkın bu kadar belirgin olması beni şaşırttı. Gızemlı Yabancı hıkayesınde 4 çocuk ile bir seytanın karşılaşması ve seytanla çocukların zamanla ettıklerı sohbetlerden Insana dair yapılan karamsar ve bir okadar da gerçek olan çıkarımları okursunuz. Hıkayenın sonunda anlatılan o kadar cırkın olayların gerçek olması mumkun degıl diyerek herseyı cocugun dünyasında yarattığı bır yalan olarak resmeder. Seytanın aslında ınsana kotuluk yapmları ıcın telkınde bulunmadığı, ınsanın kendı ıcındekı kotulugu acıga cıkardıgını söyler. Seytanın tek yapması gereken oturup seyretmektır. Insan oyle assagı bır türdür ki kotuluk yapmak ıcın seytana bıle ıhtıyac duymaz ve bunu cogunlukla dını kullanarak yapar. Hıkaye 19. yüzyılın son demlerınde yazılmış olsa da  kurgusu 17. yüzyılda gectıgı ıcın Cadı Avları, Aforoz edilmeler, Kölelik vs.. Yazarın İnsana, ozellıkle de hırıstıyanlara karsı ınancı ıyıce azalmış oldugu gorulebılır cunku bu günahların hepsı Kılıse elıyle ögretılıyordu.

Bu hıkayeden bır cok yerın altını cızdım ama burda sadece bazılarını paylaşacağım:

Seytan: 'İşte size biraz daha Ahlak Duygusu. Buranın sahipleri zengindir ve çok dindardır, ama bu yoksul erkek ve kız kardeşlerine ödedikleri ücret, ancak onların açlıktan ölüp yere yığılmalarını önlemeye yetecek kadardır.'

Cadılık uydurması ve onun da otesınde artık kucuk kız çocuklara kadar kafalarına esen herkesı yakmalarını konu edınen bır cok olay anlatılıyordu kıtapta. Bunlardan sadece bırını alıntılıyorum:
'!Gottfried’in üstünde bir gölge vardı, böyle olması da çok yerinde bir şeydi, çünkü daha altı ay önce bir toplumsal olay bu aileyi lekelemişti – Gottfried’in büyükannesi cadı denerek yakılmıştı. Böylesi bir hastalık bir kez insanın kanına girdi mi, bu her zaman tek bir yakılma olayıyla bitmez. Tam da bu sırada Ursula ile Marget’in böyle bir aileden gelen biriyle ilişkide olmaları hiç de uygun sayılmazdı, çünkü cadı dehşeti son bir yıl içinde en yaşlı köylülerin belleğindeki düzeyin bile üstüne çıkmıştı. Yalnızca cadı adının anılması bile hepimizin neredeyse ödünü koparmaya yetecek bir korku yaratıyordu. Bu da çok doğaldı, çünkü son yıllarda eskiden olduğuna göre çok daha çeşitli cadılar ortaya çıkmıştı; eski zamanlarda cadılar yalnızca yaşlı kadınlardı, oysa son yıllarda her yaşta kadınlar –sekiz dokuz yaşındaki çocuklar bile– cadı olabiliyorlardı; bu durum o kerteye varmıştı ki herkes Şeytan’ın yakın dostu olabilirdi – yaşın ve cinsiyetin bununla hiçbir ilişkisi yoktu. Kendi küçük bölgemizde bizler cadıların kökünü kazımaya çalışmıştık, ama ne kadar çok cadı yakarsak yakalım, onların yerine o kadar çok sayıda cadı yeniden ürüyordu.'
Cocuklar olaylar karsısında arkadaşları ıcın seytandan her yardı ıstedıklerınde seytan o kısılerın ya ölümüne ya da delırmesıne neden oluyordu. Keza Ölüm iyi bir insanın dıger ortalama ınsanlar arasında gecırecegı her turlu yasam cızgısı olasılığından daha ıyıdır.
'Şeytan’dan dostlarımız için bir iyilikte bulunmamasını istemeye karar vermek üzereydik, çünkü o bir insanı öldürmenin dışında başka herhangi bir iyilikte bulunamıyor gibiydi,'
'Seytan: Eşeğin tekisin sen!” dedi. “Akıl sağlığıyla mutluluğun bir arada bulunamayacağını anlayamayacak kadar yoksun musun görme gücünden? Aklı başında hiç kimse mutlu olamaz, çünkü o kişi için yaşam gerçektir; yaşamın ne kadar korkutucu bir şey olduğunu görür o kişi. Ancak deliler mutlu olabilir, onların da sayısı çok değildir. Kendilerini kral ya da Tanrı sanan birkaç kişi mutludur, geri kalanlar aklı başında olanlardan hiç de daha mutlu değildir.'
Son olarak da İnsanoglunun yaptığı kotuluklerı ozetledıgı tarıh cızgısınde kotulukde zırve noktaya Hırıstıyanların ulaştığını söyler:
'Dikkate değer bir ilerleme bu. Beş ya da altı bin yıl içinde beş ya da altı yüksek uygarlık ortaya çıktı, serpildi, dünyanın hayranlığını kazandı, sonra etkisini yitirip yok oldu; en sonuncusu dışında bunların biri bile insanları toptan ve yeterli biçimde öldürmenin herhangi bir yolunu icat etmedi. Hepsi ellerinden geleni yaptılar –öldürmek, insan ırkının en başta gelen hırsı ve bu ırkın tarihinde en erken ortaya çıkan olaydı– ama yalnızca Hıristiyan uygarlığı gurur duyulacak bir zafer kaydetti. İki üç yüzyıl sonra bütün yetkin katillerin Hıristiyanlar olduğu anlaşılacaktır'

Tavsiye meselesine gelince, yazarın en sevdiğim kitabi tabiki Huck Finn'in Maceraları oldu ama o da  Ton Sawyer'ın devamı niteliğinde olduğu için Amerikan edebyatının ilk orneklerını yazan Mark Twain'ı okumak isteyenlere öncelikli olarak bu iki kitabi ardından ise bir milyon sterlinlik banknot hikayesini ve ozellıkle gizemli yabancıyı mutlaka ve şiddetle okumalarını tavsiye ederim...

Herkese iyi okumalar...

1 yorum:

  1. Sizi takibe aldım, bloguma beklerim. https://fatihpinarca.blogspot.com/

    YanıtlayınSil

Yorumlariniz icin